Başka bir âyette şöyle buyurmaktadır: {وَآتَاكُم مِّن كُلِّ مَا سَأَلْتُمُوهُ وَإِن تَعُدُّواْ نِعْمَتَ اللَّهِ لاَ تُحْصُوهَا إِنَّ الإِنسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ} [سورة إبراهيم الآية: 34] "O (Allah), size istediğiniz her şeyden verdi. Allah'ın (sizin üzerinizdeki) nimetlerini sayacak olursanız, (çok ve çeşitli oluşundan dolayı) onları sayamazsınız.Doğrusu insan, (nefsine) çok zulmeden ve (Rabbinin sayısız nimetlerine) çok nankörlük edendir." Şirk ne demektir? Çeşitleri nelerdir? Bilmen gerekir ki tevhîd, şirkin zıddır. Şirk ise; büyük şirk, küçük şirk ve gizli şirk olmak üzere üç çeşittir. 1. Büyük şirktir ki, bu şirk de dört çeşittir: Birincisi: Duâ şirki (duâda Allah'a şirk koşma). Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: {فَإِذَا رَكِبُوا فِي الْفُلْكِ دَعَوُا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ فَلَمَّا نَجَّاهُمْ إِلَى الْبَرِّ إِذَا هُمْ يُشْرِكُونَ} [سورة العنكبوت الآية: 65] "(Müşrikler) gemiye bindikleri (ve boğulmaktan korktuk-ları) zaman, dîni yalnızca O'na hâlis kılarak Allah’a yalvarırlar. Fakat (Allah) onları kurtarıp sâlimen karaya çıkardığı zaman, onlar tekrar (Allah’a) şirk koşarlar." İkincisi: Niyet, irâde ve kasıt şirki (niyet, irâde ve kasıtta Allah'a şirk koşma). Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: {مَن كَانَ يُرِيدُ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا نُوَفِّ إِلَيْهِمْ أَعْمَالَهُمْ فِيهَا وَهُمْ فِيهَا لاَ يُبْخَسُونَ * أُوْلَـئِكَ الَّذِينَ لَيْسَ لَهُمْ فِي الآخِرَةِ إِلاَّ النَّارُ وَحَبِطَ مَا صَنَعُواْ فِيهَا وَبَاطِلٌ مَّا كَانُواْ يَعْمَلُونَ} [سورة هود الآيتان: 15- 16] "Her kim, (yapmış olduğu ameline karşılık olarak) dünya hayatını ve süsünü isterse, yapmış oldukları amellerinin karşılığını orada tam olarak veririz ve onlar orada hiçbir haksızlığa da uğratılmazlar. (Dünyevî mükâfatlarından hiçbir şey eksiltilmez).İşte onlar, âhirette (cehennem) ateşinden başka bir şeyi olmayan kimselerdir.Orada (dünyada) yaptıkları amelleri (kendilerine hiçbir fayda vermeyip) boşa gitmiştir. Yaptıkları ( Allah rızâsına uygun olmadığı için) zâten batıldı." Üçüncüsü: İtaat şirki (itaatte Allah'a şirk koşma). Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: {اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللَّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُواْ إِلاَّ لِيَعْبُدُواْ إِلَـهًا وَاحِدًا لاَّ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ} [سورة التوبة الآية: 31 ] "(Yahudiler) Allah'ı bırakıp hahamlarını, hıristiyanlar da rahiplerini (kendilerine hükümler koyan) rabler edin(ip Allah'ın hükümlerini terk etti)ler. Meryem oğlu Mesîh'i (İsâ'yı ilah) edin(ip ona ibâdet etti)ler.Oysa onlara ancak tek ilah (Allah)a ibâdet etmeleri emrolunmuştu.O'ndan başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilah yoktur. O (Allah), onların (şirk ve dalâlet ehlinin) ortak koştukları şeylerden münezzehtir." Dördüncüsü: Muhabbet şirki (sevgide Allah'a şirk koşma). Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: {وَمِنَ النَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ اللَّهِ أَندَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللَّهِ وَالَّذِينَ آمَنُواْ أَشَدُّ حُبًّا لِّلَّهِ وَلَوْ يَرَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ إِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَ أَنَّ الْقُوَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا وَأَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعَذَابِ} [سورة البقرة الآية: 165] "İnsanlardan kimisi Allah'ın dışında Allah'a denk ilahlar edinirler de onları Allah'ı sever gibi severler. Îmân edenlerin Allah'a olan sevgileri ise (onların ilahlarına olan sevgilerinden) daha büyüktür.(Çünkü mü'minler, bütün sevgilerini Allah'a hâlis kıldılar, o kâfirler ise sevgide Allah'a şirk koştular. Dünya hayatın-da Allah'a şirk koşarak nefislerine) zulmedenler, keşke (âhirette) azabı gördükleri zaman bütün kuvvetin Allah'a âit olduğunu ve Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu anlayabilselerdi (Allah'ın dışında ilahlar edinip onlara ibâdet etmez ve onlarla Allah'a yakınlaşmaya çalışmazlardı)." 2. Küçük şirktir ki bu, riyâdır. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: {قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَمَن كَانَ يَرْجُو لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا} [سورة الكهف الآية: 110] "(Ey Muhammed! O müşriklere) de ki:Ben, ancak sizin gibi bir insanım.Bana (Rabbim tarafından), ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunuyor.Her kim, (azabından korkarak ve sevabını ümit ederek) Rabbine kavuşmayı arzuluyorsa, sâlih amel işlesin ve Rabbine ibâdette hiçbir şeyi ortak koşmasın." 3. Gizli şirktir. Nitekim Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- gizli şirk hakkında şöyle buyurmaktadır: (( اَلشِّرْكُ فيِ هَذِهِ اْلأُمَّةِ أَخْفَى مِنْ دَبِيبِ النَّمْلِ عَلَى الصَّفَاةِ السَّوْدَاءِ فيِ ظُلْمَةِ اللَّيْلِ )) [ صحيح الجامع ] "Bu ümmette şirk, gece karanlığında siyah taşın üzerinde yürüyen karıncanın yürürken çıkardığı ayak sesinden daha gizlidir." Kader ile Kaza arasındaki farklar nelerdir? Kader, kök olarak "Kadera" fiilinin masdarıdır. Daha sonra ayrıntılarıyla anlatmak ve açıklamak demek olan "Takdir" anlamında kullanılmıştır. Yine, Allah Teâlâ'nın kâinatı takdir ettikten sonra, o takdir ettiği şeyin vukû bulmadan önceki hali hakkında kullanılmıştır. Kazâ ise, kâinat hakkında takdir edilen ve ilk kitaplarda yazılı bulunan olayların cereyen ettirilmesi demek olan kevnî hüküm anlamında kullanılır. Kazâ, ayrıntılarıyla anlatmak ve açıklamak demek olan takdir anlamında da kullanılır. Kader,aynı zamanda takdir olunan olayların vukû bulması sonucu kevnî hüküm demek olan kaza anlamında kullanılır. 1. Kaza, dînî şer'î hüküm anlamında kullanılır. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: {فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّىَ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُواْ فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسْلِيمًا} [سورة النساء: 65] "Hayır! (Ey Muhammed!) Rabbine yemîn olsun ki, onlar kendi aralarında çıkan anlaşmazlıklarda (hayatta iken) seni, (vefatından sonra da sünnetini) hakem kılıp sonra da senin verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan ve ona tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça îmân etmiş olmazlar." 2. Kaza, bitirmek ve tamamlamak anlamında kullanılır. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: {فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلاةُ فَانتَشِرُوا فِي الأَرْضِ وَابْتَغُوا مِن فَضْلِ اللَّهِ وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيرًا لَّعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ} [سورة الجمعة الآية: 10] "Namaz bitince, artık yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfun-dan isteyin.(Her halinizde) Allah'ı çokça anın, umulur ki (dünya ve âhiret iyiliklerini kazanmak sûretiyle) kurtuluşa erersiniz." 3. Kaza, fiilin kendisi anlamında kullanılır. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: {قَالُوا لَن نُّؤْثِرَكَ عَلَى مَا جَاءَنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالَّذِي فَطَرَنَا فَاقْضِ مَا أَنتَ قَاضٍ إِنَّمَا تَقْضِي هَذِهِ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا} [سورة طه الآية: 72] "(Sihirbazlar, Firavun'a) dediler ki: 'Seni, (Musâ tarafından) bize gelen açık mucizelere ve ve bizi yaratana kesinlikle tercih etmeyeceğiz.O halde (bize) yapacağını yap! Sen, ancak bu dünya hayatında hükmünü geçirebilirsin. (Senin bu dünya hayatındaki hükmün ve bize yapacağın şey, dünya hayatının sona ermesiyle bitecek olan azaptan başka bir şey değildir." 4. Kaza, ilân etme ve önceden haber verme anlamında kullanılır. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: {وَقَضَيْنَا إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الأَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْلُنَّ عُلُوًّا كَبِيرًا} [سورة الإسراء الآية: 4] "Biz,Kitab (kendilerine indirdiğim Tevrât)'ta İsrâiloğullarına: 'Siz, yeryüzünde (Beytül-Makdis'te) iki defa bozgunculuk yapa-caksınız ve azgınlık derecesinde büyükleneceksiniz' diye haber verdik." 5. Kaza, ölüm anlamında kullanılır. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: {وَنَادَوْا يَا مَالِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ قَالَ إِنَّكُم مَّاكِثُونَ} [سورة الزخرف الآية: 77] "(Günahkârlar, Allah Teâlâ onları cehenneme girdirdikten sonra, cehennem bekçisi Mâlik'e" Ey Mâlik!Rabbin bizi öldürsün (de içerisinde bulunduğumuz durumdan rahata kavuşalım) diye seslenirler. (Bunun üzerine Mâlik, onlara şöyle) cevap verir: Siz burada kalıcısınız (size buradan çıkmak yoktur)." 5. Kaza, azabın var olduğu anlamında kullanılır. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: {وَقِيلَ يَا أَرْضُ ابْلَعِي مَاءَكِ وَيَا سَمَاءُ أَقْلِعِي وَغِيضَ الْمَاءُ وَقُضِيَ الأَمْرُ وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِيِّ وَقِيلَ بُعْداً لِّلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ} [سورة هود الآية: 44] "(Allah Teâlâ, Nuh'un kavmini helâk ettikten sonra yere şöyle emretti:) 'Ey yer, suyunu yut ve ey gök (yağmuru) tut!' denildi.Su çekildi ve (Allah Teâlâ'nın Nuh'un kavmini helâk etmesiyle) iş bitirildi, gemi de Cûdî (dağının) üzerine yerleşti. Ve: '(Allah'ın sınırlarını aşan ve O'na îmân etmeyen) zâlimler topluluğu helâk olsun! denildi." 6. Kaza, bir şeye hâkim olup onu tamamlama anlamında kullanılır. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: {فَتَعَالَى اللَّهُ المَلِكُ الحَقُّ وَلاَ تَعْجَلْ بِالْقُرْآَنِ مِن قَبْلِ أَن يُقْضَى إِلَيْكَ وَحْيُهُ وَقُل رَّبِّ زِدْنِي عِلْمًا} [سورة طه الآية: 114] "Hak olan hükümdâr Allah, her türlü noksanlıklardan münezzehtir.(Ey Muhammed!) O (Cebrâil), sana vahyi tamam-lamasından önce Kur'an'ı okumakta acele etme ve de ki: 'Rabbim! Benim ilmimi artır." 7. Kaza, aralarını ayırmak ve aralarında hüküm vermek anlamında kullanılır. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: {وَتَرَى الْمَلائِكَةَ حَافِّينَ مِنْ حَوْلِ الْعَرْشِ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَقُضِيَ بَيْنَهُم بِالْحَقِّ وَقِيلَ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ} [سورة الزمر الآية: 75] "(Ey Muhammed!) Melekeleri, arşın etrafını kuşatmış bir halde, Rablerine hamdederek O'nu her türlü noksanlıklardan tenzih ettiklerini görürsün.Yaratılmışlar arasında adâletle hüküm verilir (îmân ehlini cennete, küfür ehlini de cehenneme koyar) ve şöyle denilir: (cennet ve cehennem ehli arasında hüküm veren) âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun." 8. Kaza, yaratmak anlamında kullanılır. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: {فَقَضَاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ فِي يَوْمَيْنِ وَأَوْحَى فِي كُلِّ سَمَاءٍ أَمْرَهَا وَزَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَحِفْظًا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ} [سورة فصلت الآية: 12] "Böylece (Allah) onları iki günde yedi semâ olarak yarattı ve her semâya görevini vahyetti.Biz,dünya semâsını aydınlatıcı kandillerle (yıldızlarla) süsledik ve (gökten gelen vahyi çalan şeytanlara karşı) onu koruduk.İşte bu (benzersiz yaratma, mülkünde) azîz ve alîm (ilmiyle her şeyi kuşatan) Allah'ın takdiridir." 9. Kaza, kesin karara bağlamak ve kaçınılmaz olmak anlamında kullanılır. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: {قَالَ كَذَلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَلِنَجْعَلَهُ آيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِّنَّا وَكَانَ أَمْرًا مَّقْضِيًّا} [سورة مريم الآية: 21] "(Melek, Meryem'e) dedi ki: Öyledir (durum, senin de vasfettiğin gibi, sana hiçbir insan eli değmedi ve sen, iffetsiz de olmadın).Fakat Rabbin buyurdu ki:Bu iş, bana kolaydır.Biz, onu insanlara (Allah'ın kudretini gösteren) bir delil ve (kendisine, annesine ve insanlara) kendi katımızdan bir rahmet kılacağız. Bu, (İsâ'nın bu hal üzere var olması, ezelde levh-i mahfuz'da) karara bağlanan ve yerine gelmesi kaçınılmaz olan bir iş idi." 10. Kaza, dînî emir anlamında kullanılır. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: {مَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِهِ إِلاَّ أَسْمَاءً سَمَّيْتُمُوهَا أَنتُمْ وَآبَآؤُكُم مَّا أَنزَلَ اللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَانٍ إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلَّهِ أَمَرَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ} [سورة يوسف الآية: 40] "Allah'ın dışında ibâdet ettikleriniz, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım (anlamsız) isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında (onların doğru olduğuna dâir) herhangi bir delil indirmemiştir.Hüküm, yalnızca Allah'a âittir.O size kendisinden başkasına ibâdet etmemenizi emretmiştir.İşte (eğriliği olmayan) dosdoğru dîn, budur. Fakat insanların çoğu, (bunun hakikatini) bilemezler." 11. Kaza, bir şeye ermek ve ulaşmak anlamında kullanılır. Örneğin Arapçada: (( قَضَيْتُ وَطَرٍي )) "Muradıma erdim" demektir. 12. Kaza, iki hasmı hükmü kabul etmeye zorlamak, mecbur kılmak anlamında kullanılır. 13. Kaza, edâ etmek anlamında kullanılır. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: {فَإِذَا قَضَيْتُم مَّنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُواْ اللّهَ كَذِكْرِكُمْ آبَاءكُمْ أَوْ أَشَدَّ ذِكْرًا فَمِنَ النَّاسِ مَن يَقُولُ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الآخِرَةِ مِنْ خَلاَقٍ} [سورة البقرة الآية: 200] "İbâdetinizi edâ edince (hac ile ilgili işleri bitirince) babalarınızı (övünerek) andığınız gibi, hatta ondan daha büyük bir şekilde Allah'ı anın.İnsanlardan öyle bir kesim var ki: 'Ey Rabbimiz! Bize dünyada (sıhhat, mal ve evlât) ver, derler. Böyle kimselerin âhirette (hayırdan yana) hiçbir nasibi yoktur." Hayır ve şer, kaderin hepsi genel olarak Allah Teâlâ'dan mıdır? Hayır ve şer, kaderin hepsi genellikle Allah Teâlâ'dandır. Nitekim Ali b. Ebî Tâlib'den-Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle der: ((( كُنَّا فِي جَنَازَةٍ فِي بَقِيعِ الْغَرْقَدِ، فَأَتَانَا رَسُولُ اللَّهِ صلّى الله عليه وسلّم فَقَعَدَ وَقَعَدْنَا حَوْلَهُ، وَمَعَهُ مِخْصَرَةٌ، فَنَكَّسَ، فَجَعَلَ يَنْكُتُ بِمِخْصَرَتِهِ، ثُمَّ قَالَ: مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ وَمَا مِنْ نَفْسٍ مَنْفُوسَةٍ إِلاَّ كُتِبَ مَكَانُهَا مِنْ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ، وَإِلاَّ قَدْ كُتِبَتْ شَقِيَّةً أَوْ سَعِيدَةً. قَالَ: فَقَالَ رَجَلٌ: يَا رَسُولَ اللَّهِ! أَفَلاَ نَمْكُثُ عَلَى كِتَابِنَا وَنَدَعُ الْعَمَلَ؟ فَقَالَ: مَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ السَّعَادَةِ فَسَيَصِيرُ إِلَى عَمَلِ أَهْلِ السَّعَادَةِ وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الشَّقَاوَةِ فَسَيَصِيرُ إِلَى عَمَلِ أَهْلِ الشَّقَاوَةِ. فَقَالَ: اعْمَلُوا فَكُلٌّ مُيَسَّرٌ، أَمَّا أَهْلُ السَّعَادَةِ فَيُيَسَّرُونَ لِعَمَلِ أَهْلِ السَّعَادَةِ، وَأَمَّا أَهْلُ الشَّقَاوَةِ فَيُيَسَّرُونَ لِعَمَلِ أَهْلِ الشَّقَاوَةِ ثُمَّ قَرَأَ: {فَأَمَّا مَن أَعْطَى وَاتَّقَى * وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى * فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرَى * وَأَمَّا مَن بَخِلَ وَاسْتَغْنَى * وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى * فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرَى} [سورة الليل الآيـات: 5-10] [ متفق عليه ] "Bakî kabristanında bir cenâzedeydik.Derken Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- geldi ve oturdu. Biz de onun etrafında oturduk. Yanında bir değnek vardı. Başını yere eğdi ve (düşünceli bir şekilde) elindeki değnekle yere çizgiler çizmeye başladı.Sonra başını kaldırdı ve şöyle buyurdu: 'Sizden hiç kimse ve dünyaya gelmiş hiçbir nefis yoktur ki, Allah Teâlâ onun cennet veya cehennemdeki yerini yazmış ve cennetlik veya cehennemlik olduğu yazılmış olmasın.' Ali b. Ebî Tâlib-Allah ondan râzı olsun- dedi ki: ' Bir adam: Ey Allah'ın Rasûlü! O halde bizim için ezelde takdir olunan şeye dayanıp amel işlemeyi terkedelim mi?' Dedi. Bunun üzerine Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Kim, (Allah Teâlâ'nın ilminde) saadet (cennet) ehlinden ise, o saadet ehlinin amelini işlemeye kolaylık bulacaktır. Kim de şekâvet (cehennem) ehlinden ise, o da şekâvet ehlinin amelini işleme-ye kolaylık bulacaktır.Amel işleyin.Zirâ herkes, yaratıldığı şey üzere kolaylık bulacaktır.Saadet ehli, saadet ehlinin amelini işlemeye kolaylık bulacaktır. Şekâvet ehli de, şekâvet ehlinin amelini işlemeye kolaylık bulacaktır.' Sonra şu âyetleri okudu: "Kim (malının hakkını) verir, (emrine aykırı hareket ederek ve yasaklarından sakınarak Allah'tan) korkar ve (lâ ilâhe illah sözünü) de tasdik ederse, biz de onu (dünyada) en kolaya (onun hoşuna giden amele) hazırlarız. Kim de (hayır yolunda harcamada) cimrilik eder, (cennet nimetlerine karşılık, dünyalık şehvetlerle) yetinir ve (lâ ilâhe illah sözünü) de yalanlarsa, biz de onu en zora hazırlarız." Lâ ilâhe illah ne demektir? Lâ ilâhe illallah; 'Allah'tan başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur', demektir. Nitekim Allah Teâlâ'nın şu sözü buna delildir: {وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا} [سورة الإسراء من الآية: 23] "(Ey insan!) Rabbin sana, kendisinden başkasına ibâdet etmemenizi ve ana-babaya iyilikte bulunmanızı kesin bir şekilde emretti." Âyet-i kerîmedek {أَلاَّ تَعْبُدُواْ} ibâdet etmemenizi" sözünde "Lâ ilâhe" anlamı vardır. {إِلاَّ أِيَّاهُ} "ancak O'na (ibâdet etmenizi)" sözünde ise "illallah" anlamı vardır. Allah Teâlâ'nın, namaz ve oruçtan önce kullarına farz kıldığı tevhîd hangisidir? Allah Teâlâ'nın, namaz ve oruçtan önce kullarına farz kıldığı tevhîd, ibâdet (ulûhiyet) tevhîdidir. Allah Teâlâ'dan başkasına yalvarıp yakarmamalı O'nu birlemeli ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamalısın. Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-'e veya başkasına yalvarıp yakarmamalısın. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: {وَأَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلَّهِ فَلا تَدْعُوا مَعَ اللَّهِ أَحَدًا} [سورة الجن الآية: 18] "Şüphesiz ki mescidler,(yalnızca) Allah(’a ibâdet etmek) içindir. O halde (oralarda) Allah ile birlikte hiç kimseye yalvarıp yakarmayın (ibâdet etmeyin)." Sabreden fakir mi, yoksa şükreden zengin mi daha fazîlet-lidir? Sabrın ve şükrün sınırı nedir? Zenginlik ve fakirlik meselesine gelince, fakir ve zenginin her ikisi de mü'minlerin en fazîletlilerindendir.Bu ikisinin de en fazîletlisi, Allah Teâlâ'dan en çok korkanıdır. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: {يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ} [سورة الحجرات الآية: 13] "Ey insanlar! Gerçekten biz, sizi bir erkek (Âdem) ve bir dişiden (Havvâ'dan) yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi (birçok) halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz ki Allah katında sizin en üstün olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır (takva yönünden en ileride olanınızdır). Şüphesiz ki Allah, (takvâ sahip-lerini) hakkıyla bilendir, (onlardan) haberdâr olandır." Sabrın ve şükrün sınırına gelince,âlimler arasındaki meşhûr ogörüşe göre sabır; tahammül etmek ve endişelenmemektir. Şükür ise; sana bahşettiği nimetlerle Allah Teâlâ'ya itaat etmendir. Bana neyi tavsiye edersiniz? Sana, tevhîdi iyi anlamanı ve tevhîd ile ilgili kitapları okumanı tavsiye eder ve böyle yapmanı teşvik ederim. Zirâ tevhîd ile ilgili kitapları okumak, sana, Allah Teâlâ'nın, elçisi Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'i onun için gönderdiği tevhîd ve şirkin hakikatini açıklar. Allah Teâlâ ve elçisi Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem- şirki haram kıldığını, Allah Teâlâ şirki asla bağışlamayacağını, şirk işleyene cenneti haram kıldığını ve şirk işleyenin amelinin boşa gideceğini haber vermiştir. Burada en önemli olan, Allah Teâlâ'nın, elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'i onun için gönderdiği, bir kimsenin şirk ve ehlini terketmekle müslüman olabileği, tevhîdin hakikatini öğrenmesi gerekir. Bana, Allah Teâlâ'nın izniyle fayda verecek bir söz söyler misin? Sana tavsiye edeceğim ilk şey, Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'in Allah Teâlâ katından getirmiş olduğu dîne itibar etmen ve ona yönelmendir.Zirâ Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem- Allah Teâlâ katından insanların ihtiyaç duyacağı her şeyi getirmiştir. Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'in onları Allah Teâlâ'ya ve O'nun cennetine yaklaştıracak hiçbir şey bırakmamış, hepsini yerine getirmelerini emretmiştir. Yine, Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem- onları Allah Teâlâ'dan uzaklaştıran ve O'nun azabına yaklaştıran şeylerden yasaklamış ve ondan şiddetle uyarmıştır. Allah Teâlâ kıyâmete kadar, cinlere ve insanlara Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem- ile huccetini ikâmet etmiştir. Bu sebeple Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'in peygamber olarak gönderilmesinden sonra hiç kimse mazeret ileri sürüp özür beyan edemez. Nitekim Allah Teâlâ Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem- ve onun kardeşleri konumundaki diğer peygamberler hakkında şöyle buyurmaktadır: {إِنَّا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ كَمَا أَوْحَيْنَا إِلَى نُوحٍ وَالنَّبِيِّينَ مِن بَعْدِهِ وَأَوْحَيْنَا إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإْسْحَقَ وَيَعْقُوبَ وَالأَسْبَاطِ وَعِيسَى وَأَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهَارُونَ وَسُلَيْمَانَ وَآتَيْنَا دَاوُودَ زَبُورًا * وَرُسُلاً قَدْ قَصَصْنَاهُمْ عَلَيْكَ مِن قَبْلُ وَرُسُلاً لَّمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ وَكَلَّمَ اللَّهُ مُوسَى تَكْلِيمًا * رُّسُلاً مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلاَّ يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللَّهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ وَكَانَ اللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا} [سورة النساء الآيـات: 163-165] "(Ey Muhammed! Risâlet görevini tebliğ etmen için) Biz, Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik.Nitekim İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yâkub'a, Esbât'a , İsâ'ya, Eyyûb'a, Yunus'a Hârun'a ve Süleyman'a vahyettik.Dâvûd'a da Zebûr'u verdik.Bir kısım peygamberleri sana (Kur'an'da bu âyetten) önce anlattık, bir kısmını da (arzu ettiğimiz bir hikmete binâen) sana anlatmadık. Ve Allah, Musâ ile gerçekten (aracısız) konuştu.İnsanların elçilerden sonra Allah'a karşı hiçbir bahaneleri (mazeretleri) kalmasın diye (sevabımı) müjdeleyici ve (azabımdan) uyarıcı olmaları için elçiler (gönderdim). Allah (mülkünde) güçlü ve (işleri çekip çevirmede) hikmet sahibidir." Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'in Allah Teâlâ katından getirdiği en büyük ve insanlardan yerine getirmelerini istediği ilk şey, ibâdeti yalnızca Allah Teâlâ'ya yapmaları ve hiçbir şeyi O'na ortak koşmamaları ve dîni yalnızca Allah Teâlâ'ya hâlis kılamlarıdır. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: {يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ * قُمْ فَأَنذِرْ * وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ} [سورة المدثر الآيـات:1 -3] "Ey elbisesine bürünen (Muhammed! Yatağından) kalk, (insanları Allah'ın azabından) uyar ve (O'nu birlemek, ibâdeti yalnızca O'na hâlis kılmak ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamak sûretiyle) Rabbini yücelt, tâzim et." {وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ} Âyetinin anlamı:"Rabbini birlemek, ibâdeti yalnızca O'na yapmak ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamak' demektir. Bu emir, namaz, oruç, zekât ve hac gibi İslâm dînin nişânelerinden olan ibâdetlerin farz kılınmasından öncedir. {قُمْ فَأَنْذِرْ} Âyetinin anlamı: 'İbâdette Allah'a ortak koşmaktan insanları uyar, yalnızca O'na ibâdet et ve O'na hiçbir şeyi şirk koşma' demektir. Bu emir, zinâ, hırsızlık, fâiz ve insanlara zulmetmek gibi, büyük günahlardan uyarmadan öncedir. Bu esas, İslâm'ın en büyük ve en önemli esaslarındandır. Allah Teâlâ cinleri ve insanları bunun için yaratmıştır. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: {وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالإِنسَ إِلاَّ لِيَعْبُدُونِ * مَا أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ وَمَا أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ * إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ} [ سورة الذّاريات الآيـات: 56-58 ] "Ben, cinleri ve insanları ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım.Ben, onlardan ne bana bir rızık vermelerini, ne de beni doyurmalarını istiyorum. Şüphesiz ki (kullarına) rızık veren, güç ve kuvvet sahibi ancak Allah’tır." Allah Teâlâ bu esas için peygamberler göndermiş ve kitaplar indirmiştir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: {وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللَّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ} [سورة النحل من الآية: 36] "Şüphesiz ki biz,(geçmişte) her ümmete bir elçi gönderdik (ve ona şöyle söylemesini emrettik:)‘Yalnızca Allah’a ibâdet edin ve tâğûta ibâdet etmekten sakının." Bu esas için insanlar, müslüman ve kâfir diye iki kısma ayrılmışlardır. Her kim, kıyâmet günü Allah Teâlâ'nın huzuruna muvahhid olarak ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayarak çıkarsa, cennete girer.Her kim de O'na ortak koşarak kıyâmet günü O'nun huzuruna çıkarsa, insanların en çok ibâdet edeni olsa bile, cehenneme girer. İşte "Lâ ilâhe illallah"ın anlamı budur.Çünkü ilah, kendisine yalvarılan, iyiliği getirmesi ve kötülüğü savması ümit edilen, kendisinden korkulan ve kendisine tevekkül edilen varlıktır.