» Русская версия        » Türkce
Домашняя страницаСвязь с нами

Tevhid

Sira

Hadis

Fıkıh

Bidetler

Fetvalar

Kadin ve tesettur

Mekaleler

Forum

  
http://www.musluman.biz
http://www.hakyoluislam.com
http://kullukrisalesi.com
http://asri-saadet.com
http://islah.de
 http://kitabussunne.blogcu.com
http://www.islamhouse.org/
http://ebumuaz.blogspot.com/
 
 
Üç Esas(1-ci bölüm)

Her insanın bilmesi gereken dîndeki üç esas nelerdir?
1. Kulun, Rabbini bilmesidir.
2. Dînini bilmesidir.
3. Peygamberi Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'i bilmesidir.


Rabbin kimdir?
Rabbim, bana ve bütün âlemlere nimetleriyle lütûf ve ihsanda bulunan Allah Teâlâ'dır. O, yalnızca kendisine ibâdet ettiğim yegâne ilâhımdır ve benim O'ndan başka ilâhım yoktur.
Nitekim Allah Teâlâ'nın şu sözü buna delâlet etmektedir:
{الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ * الرَّحْمـنِ الرَّحِيمِ * مَـالِكِ يَوْمِ الدِّينِ} [سورة الفاتحة الآيـات :2-4]
"Her türlü hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahmân ve Rahîm olan, dîn (hesap ve cezâ) gününün sahibi Allah'a mahsustur."
Allah Teâlâ'nın dışındaki her şey bir âlemdir. Ben de bu âlemin bir ferdiyim.
Rab ne demektir?

Rab: Kâinattaki her şeyin sahibi, yalnızca kendisine ibâdet edilen, mülkünde dilediği gibi tasarrufta bulunan ve ibâdete lâyık olan demektir.
Rabbini ne ile bilirsin?
Rabbimi, O'nun âyetleri ve yarattığı şeylerden bilirim. Gece ve gündüz, güneş ve ay, O'nun âyetlerindendir. Yedi kat göklerle bu göklerin içerisinde bulunan, yedi kat yerlerle bu yerlerin arasında bulunan her şey, O'nun yarattıklarındandır.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
{وَمِنْ آيَاتِهِ اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ لا تَسْجُدُوا لِلشَّمْسِ وَلا لِلْقَمَرِ وَاسْجُدُوا لِلَّهِ الَّذِي خَلَقَهُنَّ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ} [سورة فصلت الآية :37] "Gece ve gündüz, güneş ve ay(ın birbirini takip etmesi), O'nun (vahdâniyyetine ve kudretinin kemâline delâlet eden) âyetlerindendir. Güneşe ya da aya secde etmeyin. (Zirâ güneşi de, ayı da yaratan ve onları idâre eden, Allah Teâlâ'dır). Şayet yalnızca O'na ibâdet etmeyi (ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamayı) istiyorsanız, onları yaratan Allah'a secde edin."
Başka bir âyet-i kerîmede şöyle buyurmaktadır:
{إِنَّ رَبَّكُمُ اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثِيثًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِهِ أَلاَ لَهُ الْخَلْقُ وَالأَمْرُ تَبَارَكَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ} [سورة الأعراف الآية :54]
"(Ey insanlar!) Rabbiniz O Allahtır ki, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra (celâl ve azametine yaraşır bir şekilde) arşa istivâ eden, geceyi gündüzün üzerine elbise gibi giydirip gündüzün aydınlığını kaybettiren, gece ile gündüzün birbirini sürekli ve hızlı bir şekilde takip etmesini sağlayan, güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş bir şekilde yaratandır.Biliniz ki yaratma ve emretme, yalnızca O’na âittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah, (her türlü noksanlıklardan) münezzehtir."
Dînin nedir?
Dînim İslâm'dır. İslâm, Allah Teâlâ'ya tam teslim olmak ve yalnızca O'nun emrine boyun eğmek demektir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
{إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللَّهِ الإِسْلاَمُ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ إِلاَّ مِن بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَمَن يَكْفُرْ بِآيَاتِ اللَّهِ فَإِنَّ اللَّهِ سَرِيعُ الْحِسَابِ} [ سورة آل عمران الآية: 19]
"Allah katında hak dîn, İslâm'dır. Kitap verilenler (yahûdî ve hıristiyanlar), kendilerine ilim geldikten (peygamberler gönderilip kitaplar indirilerek huccet ikâme edildikten) sonra, aralarında kıskançlık (ve dünyalık istekler) yüzünden ayrılığa düştüler. Her kim, Allah'ın âyetlerini inkâr ederse, (bilmelidir ki) Allah'ın hesabı çok çabuktur. (Yapmakta olduklarının karşılığını mutlaka verecektir)."
Başka bir âyet-i kerîmede şöyle buyurmaktadır:
{وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ الإِسْلاَمِ دِينًا فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ} [سورة آل عمران الآية :85]
"Her kim, İslâm'dan başka bir dîn ararsa,o dîn ondan asla kabul olunmayacak ve o, âhirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır."
Yine başka bir âyet-i kerîmede şöyle buyurmaktadır:
{الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِينًا}[سورة المائدة من الآية :3]
"Bugün size dîninizi (İslâm'ı, zafere erdirmek ve şeriatını tamamlamakla) kemâle erdirdim, (sizi câhiliyet karanlığından îmân nûruna çıkarmakla) üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için dîn olarak İslâm'ı seçtim."
İslâm hangi şey üzerine binâ olunmuştur?

İslâm dîni, beş rükûn üzerine binâ olunmuştur.
Birincisi: Allah Teâlâ'dan başka hakkıyla ibâdet edilecek hiçbir ilâhın olmadığına ve Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'in Allah Teâlâ'nın kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmek.
İkincisi: Namazı dosdoğru kılmak.
Üçüncüsü: Zekât (hak edene) vermek.
Dördüncüsü: Ramazan orucunu tutmak.
Beşincisi: Yoluna gücü yettiği takdirde Beytullah'ı haccetmektir.
İmân ne demektir?

Îmân: Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe ve kaderin hayrına ve şerrine inanmandır.
Nitekim Allah Teâlâ bu konularda şöyle buyurmaktadır:
{آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللَّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ} [سورة البقرة الآية :285]
"Rasûl (Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-) Rabbinden kendisi-ne indirilene îmân etti. Müminler de (îmân ettiler). Onlardan herbiri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine îmân ettiler.'Allah’ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik ve îmân ettik. Ey Rabbimiz! Bizi bağışla. Dönüş(ümüz de ancak) sanadır’ dediler."
İhsan ne demektir?
İhsan: Allah Teâlâ'yı görüyormuş gibi O'na ibâdet etmendir.Şayet sen O'nu görmüyorsan bile, O seni görmektedir.
Nitekim Allah Teâlâ ihsan hakkında şöyle buyurmaktadır:
{إِنَّ اللَّهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَواْ وَّالَّذِينَ هُم مُّحْسِنُونَ} [سورة النحل الآية :128]
"Şüphesiz ki Allah, (çirkinliklerden ve büyük günahlardan) sakınanlar ve (farzlarını) güzel bir şekilde yerine getirenlerle (yardımı ve tevfikiyle) beraberdir."
Peygamberin kimdir?
Peygamberim, Hâşim oğlu Abdulmuttâlib oğlu Abdullah oğlu Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'dir. Hâşim Kureyş'ten, Kureyş Kinâne'den, Kinâne araplardan, araplar İbrahim-aleyhisselâm-'ın oğlu İsmâil-aleyhisselâm-'ın zürriyetinden, İsmâil-aleyhisselâm- İbrahim-aleyhisselâm-'ın soyundan, İbrahim-aleyhisselâm- ise Nûh-aleyhisselâm-'ın zürriyetindendir.
Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem- kendisine hangi sûrenin inmesiyle peygamber (nebî), hangi sûrenin inmesiyle de elçi (rasûl) olmuştur?
Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem- kendisine Alak sûresinin inmesiyle peygamber (nebî), Müddessir sûresinin inmesiyle de elçi (rasûl) olmuştur.
Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'in mucizesi nedir?
Bütün yaratıkların ondan bir sûrenin benzerini meydana getirmekten âciz kaldıkları Kur'an-Kerîm, Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'in mucizesidir. Onlar arap dili konusunda fasih ve çok kâbiliyetli olmalarına, Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'e ve ona imân edenlere düşmanlık etmelerine rağmen yine de Kur'an-ı Kerîm sûrelerinden bir benzerini meydana getirememişlerdir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
{وَإِن كُنتُمْ فِي رَيْبٍ مِّمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا فَأْتُواْ بِسُورَةٍ مِّن مِّثْلِهِ وَادْعُواْ شُهَدَاءَكُم مِّن دُونِ اللّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ} [سورة البقرة الآية :23]
"(Ey inatçı kâfirler!) Kulumuza (Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'e) indirdiğimiz Kur'an'dan herhangi bir şüpheye düşüyor (ve Kur'an'ın Allah katından indirildiğine inanmıyor)sanız, onun benzeri bir sûreyi getirin ve eğer iddiânızda doğru kimseler iseniz (ve gücünüz de yetiyorsa) Allah'ın dışındaki şâhitlerinizi (yardımcılarınızı) çağırın (onlardan yardım isteyin)."
Başka bir âyet-i kerîmede ise şöyle buyurmaktadır:
{قُل لَّئِنِ اجْتَمَعَتِ الإِنسُ وَالْجِنُّ عَلَى أَن يَأْتُواْ بِمِثْلِ هَـذَا الْقُرْآنِ لاَ يَأْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيرًا} [سورة الإسراء الآية :88]
"(Ey Muhammed!) De ki: Bu Kur'an'ın bir benzerini getir-mek için, insanlar ve cinler biraraya gelse ve birbirlerine destek olsalar, yine de onun bir benzerini getiremezler."
Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'in Allah'ın elçisi olduğuna delâlet eden şey nedir ?
Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'in Allah'ın elçisi olduğuna, Allah Teâlâ'nın şu sözü delâlet etmektedir:
{وَمَا مُحَمَّدٌ إِلاَّ رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِ الرُّسُلُ أَفَإِن مَّاتَ أَوْ قُتِلَ انقَلَبْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ وَمَن يَنقَلِبْ عَلَىَ عَقِبَيْهِ فَلَن يَضُرَّ اللَّهَ شَيْئًا وَسَيَجْزِي اللَّهُ الشَّاكِرِينَ} [سورة آل عمران الآية :144 ]
"Muhammed,ancak bir peygamberdir.Kendisinden önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o (eceli gelir de) ölür veya öldürülürse, dîninizden dönecek (ve peygamberinizin getirmiş olduğu şeyleri bırakacak) mısınız? Sizden kim dîninden dönerse, Allah'a hiçbir şekilde zarar veremeyecektir. (O ancak kendisine büyük zarar verir. Kim de îmânda sebât eder ve İslâm nimetine karşılık olarak Rabbine şükrederse), şüphesiz ki Allah, şükredenleri (en güzel bir şekilde) mükafatlandıracaktır."
Allah Teâlâ'nın şu sözü de, Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'in Allah'ın elçisi olduğuna delâlet etmektedir:
{مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ تَرَاهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَانًا سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِم مِّنْ أَثَرِ السُّجُودِ ذَلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَمَثَلُهُمْ فِي الإِنجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْأَهُ فَآزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوَى عَلَى سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا} [سورة الفتح الآية :29]
"Muhammed, Allah’ın elçisidir. Beraberinde olanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları, (namazlarında) rükûya varırken,secde ederken görürsün.Onlar, Allah’tan bir lütuf ve hoşnutluk ümit ederler. (Allah'a itaatlerinin) belirtileri, yüzlerindeki secde izindendir. Onların Tevrat’taki vasıfları budur. İncil’deki vasıfları da şöyledir: Onlar, filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzer ki bu, ekicilerin de hoşuna gider.Allah, böylelikle onları (mü'minleri) çoğaltıp kuvvetlendir-mekle kâfirleri öfkelendirir. Allah, onlardan îmân edip salih amel işleyenlere bir mağfiret ve büyük bir ecir (cennet) vâdetmiştir."
Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'in nebî yani peygamber olduğuna delâlet eden şey nedir?
Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'in nebî yani peygamber olduğuna, Allah Teâlâ'nın şu sözü delâlet etmektedir:
{مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِّن رِّجَالِكُمْ وَلَكِن رَّسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا} [ سورة الأحزاب الآية :40 ]
"Muhammed, erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah'ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur. (Ondan sonra kıyâmete kadar peygamber gelmeyecektir.) Allah, (yaptığınız) her şeyi en iyi bilendir."
Bu âyetler, Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'in peygamber ve peygamberlerin sonuncusu olduğuna delâlet etmektedir.
Allah Teâlâ, Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'i ne ile görevlendirmiş yani niçin göndermiştir?
Allah Teâlâ Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'i, insanlarla cinleri yalnızca kendisine ibâdet etsin, kendisine ortak koşmasın ve kendisiyle birlikte başka ilâh edinmesinler diye göndermiştir. Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem- de meleklere, peygamberlere, sâlih kimselere, taşlara ve ağaçlara ibâdet etmekten onları yasaklamıştır.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
{وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رَّسُولٍ إِلاَّ نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لا إِلَهَ إِلاَّ أَنَاْ فَاعْبُدُونِ} [سورة الأنبياء الآية :25]
"(Ey Muhammed!) Senden önce hiçbir elçi göndermedik ki ona;¬¬ ‘Benden başka hakkıyla ibâdet edilecek hiçbir ilâh yoktur. O halde ancak bana ibâdet edin’ diye vahyetmiş olmayalım."
Başka bir âyetlerde şöyle buyurmaktadır:
{وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللَّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ} [سورة النحل من الآية: 36]
"Şüphesiz ki biz,(geçmişte) her ümmete bir elçi gönderdik (ve ona şöyle söylemesini emrettik:)‘Yalnızca Allah’a ibâdet edin ve tâğûta ibâdet etmekten sakının."
{وَاسْأَلْ مَنْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رُّسُلِنَا أَجَعَلْنَا مِن دُونِ الرَّحْمَنِ آلِهَةً يُعْبَدُونَ} [سورة الزخرف الآية :45]
"(Ey Muhammed!) Senden önce gönderdiğimiz elçileri-miz(in ümmetlerin)e bir sor!Rahmân'dan başka ibâdet edilecek ilahlar (edinin diye) emretmiş miyiz?"
{وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالإِنسَ إِلاَّ لِيَعْبُدُونِ * مَا أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ وَمَا أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ * إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ} [ سورة الذّاريات الآيـات: 56-58 ]
"Ben, cinleri ve insanları ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım.Ben, onlardan ne bana bir rızık vermelerini, ne de beni doyurmalarını istiyorum. Şüphesiz ki (kullarına) rızık veren, güç ve kuvvet sahibi yalnızca Allah’tır."
Allah Teâlâ'nın insanları ve cinleri yalnızca kendisine ibâdet etmelerinden ve kendisini birlemelerinden başka bir gâye için yaratmadığı, kullarına bunu emretsinler diye de peygamberler gönderdiği böylece anlaşılmış olmaktadır.
Rubûbiyet Tevhîdi ile Ulûhiyet Tevhîdi arasındaki fark nedir?
Rubûbiyet Tevhîdi: Yaratmak, rızık vermek, diriltmek, öldürmek, yağmur yağdırmak, bitkileri yeşertmek ve kâinattaki işleri çekip-çevirmek gibi, yegâne Rab olan Allah Teâlâ'nın fiilleridir.
Ulûhiyet Tevhîdi: Yalvarıp-yakarmak,korkmak, ümit etmek, tevekkül etmek,tevbe etmek,istemek,ürpermek, adak adamak ve imdat dilemek gibi kulun fiili olan ibâdetlerdir.
Allah Teâlâ'dan başkasına yapılması câiz olmayan ibâdet çeşitleri nelerdir?
Yalvarıp-yakarmak, imdat ve yardım dilemek, kurban kesmek, adak adamak, korkmak, ümit etmek, tevekkül etmek, tevbe etmek, sevmek, haşyet, istemek, arzu etmek, ürpermek, ilâh kabul etmek, eğilmek (rükû), secde etmek, boyun eğmek ve tâzim göstermek gibi ibâdetler, Allah Teâlâ'dan başkasına yapılması câiz olmayan ibâdet çeşitlerindir ki, bunlar ulûhiyet özelliklerindendir.
Allah Teâlâ'nın yapılmasını emrettiği en büyük emir ve yapılmasını yasakladığı en büyük yasak nedir?
Allah Teâlâ'nın yapılmasını emrettiği en büyük emir, yalnızca kendisine ibâdet edilmesi, yapılmasını yasakladığı en büyük yasak ise, ibâdette kendisine ortak koşulmasıdır. Bu, Allah Teâlâ ile birlikte başkasına yalvarıp-yakarmak veya ibâdetleri Allah Teâlâ'dan başkası adına yapmaktır.
Her kim, ibâdetlerden herhangi birisini Allah Teâlâ'dan başkasına yaparsa, o kimseyi kendisine rab ve ilâh edinmiş ve Allah Teâlâ ile birlikte başkasını O'na ortak koşmuş olur. Veyahut da ibâdetlerden herhangi birisini Allah Teâlâ'dan başkası adına yapmış olur.
Her müslümanın öğrenmesi ve ona göre hareket etmesi gereken üç mesele nedir?
Her müslümanın öğrenmesi ve ona göre hareket etmesi gereken üç mesele şunlardır:
Birincisi: Allah Teâlâ bizi yaratmış, bize rızık vermiş ve bizi başı-boş bırakmamıştır.Aksine bize peygamber göndermiştir.Kim ona itaat ederse, cennete girecek, kim de ona karşı gelirse, cehenneme girecektir.
İkincisi: Allah Teâlâ, ister kendisine yakın bir melek olsun, isterse gönderdiği bir peygamber olsun, ibâdette kendisine hiç kimsenin ortak koşmasına râzı olmaz.
Üçüncüsü: Kim, Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-'e itaat eder ve ibâdette Allah Teâlâ'yı birlerse, en yakın akrabası bile olsa, Allah ve Rasûlüne düşmanlık eden kimseye sevgi ve dostluk beslemesi asla câiz değildir.
Allah ne demektir?
Allah: İlâhlığı ve yaratmış olduğu bütün kulların yalnızca kendisine ibâdet etmelerini hak eden demektir.
Allah Teâlâ seni niçin yaratmıştır?
Allah Teâlâ beni, kendisine ibâdet etmem için yaratmıştır.
Allah Teâlâ'ya ibâdet etmek ne demektir?
Allah Teâlâ'ya ibâdet etmek; O'nu birlemek ve O'na itaat etmek demektir.
Allah Teâlâ'ya ibâdet etmek gerektiğine dâir delil nedir?
Allah Teâlâ'ya ibâdet etmek gerektiğine dâir delil, Allah Teâlâ'nın şu sözüdür:
{وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالإِنسَ إِلاَّ لِيَعْبُدُونِ * مَا أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ وَمَا أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ * إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ} [ سورة الذّاريات الآيـات: 56-58 ]
"Ben, cinleri ve insanları ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım.Ben, onlardan ne bana bir rızık vermelerini, ne de beni doyurmalarını istiyorum. Şüphesiz ki (kullarına) rızık veren, güç ve kuvvet sahibi ancak Allah’tır." Allah Teâlâ'nın üzerimize farz kıldığı ilk şey nedir?
Allah Teâlâ'nın üzerimize farz kıldığı ilk şey; tâğûtu inkâr etmek ve Allah Teâlâ'ya îmân etmektir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
{ لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللَّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انفِصَامَ لَهَا وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ } [ سورة البقرة الآية :256 ]
"Dînde zorlama yoktur. Artık hak ile bâtıl (hidâyet ile dalâlet) birbirinden ayırt edilmiştir. O halde kim, tâğûtu inkâr eder ve Allah’a îmân ederse, kopmayan sağlam kulpa sarıl-mıştır.Allah, (kullarının söylediklerini) hakkıyla işiten ve (onların yaptıklarını ve niyetlerini) iyi bilendir."
Âyet-i kerîmede geçen { بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ } "Sağlam Kulp" ne demektir?
Âyet-i kerîmede geçen "Sağlam Kulp"; "Lâ ilâhe illallah" demektir. "Lâ ilahe"; reddetmek, "illallah" ise; kabul etmek demektir.
"Lâ ilâhe illallah" sözündeki "reddetmek" ve "kabul etmek" ne demektir? Allah Teâlâ'nın dışında ibâdet edilen bütün ilâhları red-detmek, ibâdetin yalnızca Allah Teâlâ'ya yapılması gerektiğini ve O'nun hiçbir ortağının bulunmadığını kabul etmek demektir.
Allah Teâlâ'nın dışında ibâdet edilen bütün ilâhları red-detmeye,ibâdetin yalnızca Allah Teâlâ'ya yapılması gerektiğine ve O'nun hiçbir ortağının bulunmadığına delil nedir?
Allah Teâlâ'nın dışında ibâdet edilen bütün ilâhları red-detmeye şu âyet-i kerîme delâlet etmektedir:
{وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لأَبِيهِ وَقَوْمِهِ إِنَّنِي بَرَاءٌ مِّمَّا تَعْبُدُونَ} [ سورة الزخرف الآية: 26 ]
"(Ey Muhammed!Hatırlar mısın?) Bir zaman İbrahim, babası ve kavmine demişti ki: 'Ben, sizin (Allah'tan başkasına) ibâdet ettiklerinizden uzağım."
İbâdetin yalnızca Allah Teâlâ'ya yapılması gerektiğine ve O'nun hiçbir ortağının bulunmadığına ise şu âyet-i kerîme delâlet etmektedir:
{إِلاَّ الَّذِي فَطَرَنِي فَإِنَّهُ سَيَهْدِينِ} [ سورة الزخرف الآية :27 ]
"Ben, yalnızca beni yaratana ibâdet ederim. Zirâ O, beni doğru yola iletecektir."
Tâğûtlar kaç tanedir?
Tâğûtların sayısı pek çok olup başlıcaları beş tanedir:
1. İblis (şeytan) -Allah'ın lâneti onun üzerine olsun-.
2. Kendisine ibâdet edilen ve buna râzı olan kimse.
3. İnsanları kendisine ibâdet etmeye çağıran kimse.
4. Gayptan bir şey bildiğini iddiâ eden kimse.
5. Allah Teâlâ'nın indirdiği hükümlerden başka hükümler ile hükmeden kimse.
Kelime-i şehâdetten sonra amellerin en fazîletlisi hangisidir?
Kelime-i şehâdetten sonra amellerin en fazîletlisi, beş vakit namazdır. Bu namazların da şartları, rükünleri ve vâcipleri vardır.
A).Namazın şartları dokuz tanedir.Bunlar:
1. Müslüman olmak.
2. Akıllı olmak.
3. İyi ile kötüyü birbirinden ayırt edecek çağda olmak.
4. Hadesten (büyük ve küçük abdestten) temizlenmek.
5. Necâsetten (pislikten) temizlenmek.
6. Avret yerini örtmek.
7. Kıbleye yönelmek.
8. Namaz vaktinin girmesi.
9. Niyet.
B). Namazın rükünleri ondört tanedir.Bunlar:
1. Gücü yettiği takdirde ayakta durmak (kıyam).
2. Tahrime (İftitah) tekbiri almak.
3. Fâtiha sûresini okumak.
4. Rükûya eğilmek.
5. Rükûdan doğrulmak.
6. Yedi aza (iki el, iki diz, iki ayak başparmakları ve alınla burun) üzerine secde etmek.
7. Secdeden doğrulmak.
8. İki secde arasında oturmak.
9. Namazın bütün rükünlerinde tâdili erkâna uymak.
10. Namazın bütün rükünleri arasında sıraya riâyet etmek.
11. Son teşehhüd.
12. Son teşehhüd için oturmak.
13. Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-'e salât ve selâmda bulunmak (salli ve bârik duâlarını okumak).
14. Selâm vermek.
Namazın vâcipleri sekiz tanedir.Bunlar:
1. Tahrime (iftitah) tekbirinin dışındaki bütün tekbirleri getirmek.
2. Rükûda iken 'Subhâne Rabbiye'l-Azîm' demek.
3. Rükûdan doğrulduktan sonra imam olsun, tek başına olsun, 'Semiallahu limen hamideh' demek.
4. Rükûdan doğrulduktan sonra, ister İmam olsun, ister imama uyan olsun, isterse tek başına olsun, 'Rabbenâ ve lekel-Hamd' demek.
5. Secdede iken 'Subhâne Rabbiyel-A'lâ' demek.
6. İki secde arasında 'Rabbiğfirlî' demek.
7. Namazdaki ilk teşehhüd.
8. İlk teşehhüd için oturmak.
Bunların dışındaki söz ve fiiller ise, sünnettir.
15. Allah Teâlâ, cinleri ve insanları öldükten sonra yeniden diriltecek mi? İyi amellerine karşılık onları mükafatlandıracak ve kötü amellerine karşılık da cezâlandıracak mı? Allah Teâlâ'ya itaat eden cennete, O'nu inkâr eden ve başkasını O'na ortak koşan cehenneme girecek mi?
Evet. Allah Teâlâ, cinleri ve insanları öldükten sonra yeni-den diriltecek, iyi amellerine karşılık onları mükafatlandıracak ve kötü amellerine karşılık da cezâlandıracaktır.Allah Teâlâ'ya itaat eden cennete, O'nu inkâr eden ve başkasını O'na ortak koşan cehenneme girecektir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
{زَعَمَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَن لَّن يُبْعَثُوا قُلْ بَلَى وَرَبِّي لَتُبْعَثُنَّ ثُمَّ لَتُنَبَّؤُنَّ بِمَا عَمِلْتُمْ وَذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ} [ سورة التغابن الآية :7 ]
"İnkâr edenler, (ölümden sonra kabirlerinden) kesinlikle diriltilmeyecelerini iddiâ ettiler. (Ey Muhammed! Onlara) de ki: Hayır! Rabbime yemîn olsun ki (kabirlerinizden) mutlaka diriltileceksiniz, sonra da (dünyada) yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu (durum), Allah'a göre çok kolaydır."
Başka bir âyet-i kerîmede şöyle buyurmaktadır:
{ مِنْهَا خَلَقْنَاكُمْ وَفِيهَا نُعِيدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً أُخْرَى} [ سورة طه الآية: 55 ]
"(Ey insanlar!) Sizi topraktan yarattık, (öldükten sonra) sizi tekrar oraya (toprağa) döndüreceğiz ve (hesap ve cezâ için) sizi bir kez daha (diriltilmiş olarak) oradan çıkaracağız."
Kur'an-ı Kerîm'de bu konuda sayılamayacak kadar pek çok delil vardır.
Aşağıdaki âyet-i kerîmeye göre, Allah Teâlâ'dan başkası adına kurban kesen kimsenin hükmü nedir?
Allah Teâlâ'dan başkası adına kurban kesen kimse, kâfir ve dînden dönmüştür. Kestiği kurbanın etinden de yenilmez. Çünkü kestiği kurbanda iki şey biraraya gelmektedir:
Birincisi: Kesilen kurban, dînden dönen (mürted)in kestiği hayvan hükmündedir ki âlimlerin ittifakıyla dînden dönenin kestiği hayvanın etinden yenilmez.
İkincisi: Kesilen kurban, Allah Teâlâ'dan başkası adına kesilmiştir.Nitekim Allah Teâlâ bunu haram kılmış ve şöyle buyurmuştur:
{قُل لاَّ أَجِدُ فِي مَا أُوْحِيَ إِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلَى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ إِلاَّ أَن يَكُونَ مَيْتَةً أَوْ دَمًا مَّسْفُوحًا أَوْ لَحْمَ خِنزِيرٍ فَإِنَّهُ رِجْسٌ أَوْ فِسْقًا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلاَ عَادٍ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ} [سورة الأنعام الآية :145]
"(Ey Muhammed!) De ki:(Allah tarafından) bana vahiy olunan şeyde, (boğazlanmadan ölen) leş veya akıtılmış kan yahut domuz eti -ki domuz eti, necistir/pistir- ya da Allah'a itaatten çıkarak Allah'tan başkası adına kesilmiş bir hayvanın dışında, yiyecek kimseye haram kılınan bir şey bulamıyorum. Kim, (şiddetli açlık sebebiyle) lezzet almamak ve zaruret sınırını aşmamak kaydıyla bu haram kılınan şeylerden yemek zorunda kalırsa, bilsin ki Rabbin (onu) çok bağışlayıcı ve (ona) çok merhamet edicidir."
Şirkin çeşitleri nelerdir?
Ölülerden ihtiyaçlarını gidermelerini istemek, onlardan imdat dilemek ve onlara yönelmek gibi şirkin çeşitleri vardır. İşte bu, dünyada var olan şirkin esasıdır.Çünkü ölünün ameli kesilmiş ve sona ermiştir. Ölü, kendisine ne bir fayda, ne de bir zarar vermeye güç yetiremezken,kendisinden imdat dileyen kimseye nasıl güç yetirebilsin?!!
Allah Teâlâ katında ölüden kendisine şefaat etmesini isteyen kimse, şefaat eden ile yanında şefaat edileni bilmeme-sinden dolayıdır.Zirâ izni olmadan hiç kimse Allah Teâlâ'nın katında şefaat edemez. Allah Teâlâ, kendisinden başkasına yalvarıp yakarmayı ve kendisinden istemeyi şefaat etme izni için sebep kılmamıştır. O'nun iznine sebep olacak olan, tevhîdin kâmil olmasıdır. Allah Teâlâ'dan başkasına yalvarıp yakaran ve ondan istekte bulunan müşrik ise, bu izne engel teşkil eden bir sebep getirmiştir.
Şirk iki çeşittir:
Birincisi: İnsanı dînden çıkaran şirktir ki buna büyük şirk denir.
İkincisi: Riyâ şirki gibi, insanı dînden çıkarmayan şirktir ki buna küçük şirk denir.
Nifâk (münâfıklık) çeşitleri nelerdir ve nifâk ne demektir?
Nifâk iki çeşittir
:
Birincisi:İtikâdî nifâktır ki bu nifâk,Kur'an-ı Kerîm'de birçok yerde zikredilmiş, Allah Teâlâ bu nifâk ehline cehennemin en alt tabakasını uygun görmüştür.
İkincisi: Amelî nifâktır.
Nitekim Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmaktadır:
(( أَرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ كاَنَ مُناَفِقاً خاَلِصاً، وَمَنْ كاَنَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنْهُنَّ كاَنَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنَ النِّفاَقِ حَتىَّ يَدَعَهاَ: إِذاَ ائْتُمِنَ خاَنَ، وَإِذاَ حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذاَ عاَهَدَ غَدَرَ، وَإِذاَ خاَصَمَ فَجَرَ )) [ متفق عليه ]
"Dört haslet kimde bulunursa, o kimse hâlis münâfık olur. Kimde de bu hasletlerden birisi bulunursa, onu terk edene kadar onda nifâk hasletlerinden birisi bulunmuş olur. (Bunlar: Kendisine bir şey) emânet edildiğinde, emânete ihânet eder, konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz, münâkaşa ettiğinde haktan meyledip bâtıl ve yalan söyler, küfreder ve çirkin şeylerle suçlar."
Başka bir hadiste şöyle buyurmaktadır:
(( آية المنافق ثلاث : إِذاَ حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ، وَإِذاَ ائْتُمِنَ خاَنَ )
[ متفق عليه
"Münâfığın alâmeti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz ve (kendisine bir şey) emânet edildiğinde emânete ihânet eder."
Bazı fazîletli âlimler; 'amelî nifâk, İslâm esası ile birarada bulunabilir, lâkin bu nifâk bir kimsede sağlamlaşır ve kâmil olursa, sahibi namaz kılsa, oruç tutsa ve müslüman olduğunu iddiâ etse bile tamamen İslâm dîninden çıkar' demişlerdir.
Çünkü îmân, bu kötü hasletlerden alıkoyar.Bu hasletler bir kulda kâmil olur ve îmânı da onu bu hasletlerden alıkoymazsa, bu takdirde o kimse hâlis (katıksız) münâfık olur.
İslâm dîninin ikinci mertebesi hangisidir?
İslâm dîninin ikinci mertebesi, îmândır.
Îmân kaç şûbedir?
Îmân, yetmiş küsür şûbedir.En yüksek şûbesi, "Lâ ilâhe illallah" sözü, en alt şûbesi ise insanlara eziyet veren şeyi yoldan kaldırmaktır. Hayâ da îmândan bir şûbedir.
Îmânın kaç rüknü vardır?
Îmânın altı rüknü vardır.
Birincisi: Allah Teâlâ'ya îmân etmek.
İkincisi: Meleklerine îmân etmek.
Üçüncüsü: Kitaplarına îmân etmek.
Dördüncüsü: Peygamberlerine îmân etmek.
Beşincisi: Âhiret gününe îmân etmek.
Altıncısı: Kaderin hayrına ve şerrine îmân etmektir.
İslâm dîninin üçüncü mertebesi hangisidir?
İslâm dîninin üçüncüsü mertebesi, ihsândır. Onun bir rüknü vardır ki o da, Allah Teâlâ'yı görüyormuşçasına O'na ibâdet etmendir. Sen O'nu görmesen bile O seni görmektedir.
İnsanlar, yeniden dirilişte amellerine karşılık hesaba çekile-cekler, iyi veya kötü, yaptıklarının karışılığını alacaklar mı?
Evet.İnsanlar, yeniden dirilişte amellerine karşılık hesaba çekilecekler, iyi veya kötü, yaptıklarının karışılığını alacaklardır.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
{وَللَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ لِيَجْزِيَ الَّذِينَ أَسَاءُوا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذِينَ أَحْسَنُوا بِالْحُسْنَى} [ سورة النجم الآية :31 ]
"Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah'ındır.Bu, Allah'ın kötülük edenleri, yaptıklarıyla cezâlandırması, güzel davranan-ları da daha güzeli (cennet) ile mükâfatlandırması içindir."
Ölümden sonraki yeniden dirilişi inkâr edenin hükmü nedir?
Ölümden sonraki yeniden dirilişi inkâr eden kimse kâfirdir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
{زَعَمَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَن لَّن يُبْعَثُوا قُلْ بَلَى وَرَبِّي لَتُبْعَثُنَّ ثُمَّ لَتُنَبَّؤُنَّ بِمَا عَمِلْتُمْ وَذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ} [سورة التغابن الآية :7]
"İnkâr edenler, (ölümden sonra kabirlerinden) kesinlikle diriltilmeyecelerini iddiâ ettiler. (Ey Muhammed! Onlara) de ki: Hayır! Rabbime yemîn olsun ki (kabirlerinizden) mutlaka diriltileceksiniz, sonra da (dünyada) yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu (durum), Allah'a göre çok kolaydır."
Allah Teâlâ'nın, kendilerine elçi gönderip onlara ' yalnızca Allah'a ibâdet edin ve tâğûta ibâdet etmekten kaçının' diye emretmediği bir topluluk kalmış mıdır?
Allah Teâlâ'nın, kendilerine elçi gönderip onlara ' yalnızca Allah'a ibâdet edin ve tâğûta ibâdet etmekten kaçının' diye emretmediği hiçbir topluluk kalmamıştır.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
{وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللَّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ} [سورة النحل من الآية: 36]
"Şüphesiz ki biz, (geçmişte) her ümmete bir peygamber gönderdik (ve ona şöyle söylemesini emrettik:)‘Yalnızca Allah’a ibâdet edin ve tâğûta ibâdet etmekten sakının."
Tevhîd çeşitleri nelerdir?
Tevhîd üç çeşittir:
Birincisi: Mekkeli müşriklerin de kabul ettikleri Rubûbiyet Tevhîdidir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
{قُلْ مَن يَرْزُقُكُم مِّنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ أَمَّن يَمْلِكُ السَّمْعَ والأَبْصَارَ وَمَن يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيَّتَ مِنَ الْحَيِّ وَمَن يُدَبِّرُ الأَمْرَ فَسيَقُولُونَ اللَّهُ فَقُلْ أَفَلاَ تَتَّقُونَ} [سورة يونس الآية :31]
"(Ey Muhammed! O müşriklere) De ki: Gökten (yağmur yağdırmak) ve yerden (çeşitli bitkiler yeşertmek sûretiyle) size kim rızık veriyor? Ya da kulaklara ve gözlere kim sahip bulunuyor? Ölüden diriyi, diriden de ölüyü kim çıkarıyor? (Gökte ve yerde bulunan) işleri kim idâre ediyor? (Sana bütün bunları yapan) Allah'tır, diyeceklerdir.O halde onlara de ki: (O'ndan başkasına ibâdet ederseniz) O'nun azabın(a maruz kalmak)dan korkmaz mısınız?"
İkincisi: Cinlerle insanların hepsinin ibâdetlerini yalnızca Allah Teâlâ'ya hâlis kılmaları demek olan Ulûhiyet Tevhîdidir. Zirâ ilâh kelimesi, arap dilinde ibâdet için kendisine yönelilen, kaste-dilen varlık demektir. Eskiden araplar; 'Allah, ilâhların ilâhıdır', derlerdi. Lâkin Allah Teâlâ ile birlikte sâlih kimseler ve melekler gibi kimseleri, başka ilâhlar edinirlerdi. Onlardan başkaları ise 'Allah buna râzı olur, O'nun katında bize şefaatçi olsun' derlerdi.
Üçüncüsü: Sıfatlar Tevhîdidir. Allah Teâlâ'nın sıfatlarını kabul etmedikçe, ne Rubûbiyet Tevhîdi, ne de Ulûhiyet Tevhîdi isâbetli olur.Lâkin Mekkeli müşrikler,(günümüzde) Allah Teâlâ'nın sıfatlarını inkâr edenlerden daha akıllı kimselerdi.
Allah Teâlâ, bana bir işi yapmamı emrettiğinde ne yapmam gerekir?
Allah Teâlâ sana bir işi yapmanı emrettiğinde şu yedi mertebeyi yerine getirmen gerekir:
Birincisi: O işi bilmen, onu öğrenmen gerekir.
İkincisi: O işi sevmen, ona sevgi beslemen gerekir.
Üçüncüsü: O işi yerine getirmeye kesin bir şekilde karar vermen gerekir.
Dördüncüsü: O işin gereğini yerine getirmen, yani onu hayata geçirmen, tatbik etmen gerekir.
Beşincisi: O işi Allah Teâlâ'nın rızâsına ve Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetine uygun olarak yapman gerekir.
Altıncısı: O işi boşa çıkaracak davranışlardan sakınman gerekir.
Yedincisi: O işi yapmakta sebât etmen gerekir.
Bir insan, Allah Teâlâ'nın tevhîdi emrettiğini ve şirkten yasakladığını öğrendiği takdirde, bu saydığımız yedi mertebe buna da uygulanabilir mi?
Birinci Mertebe: İnsanların çoğu tevhîdin hak, şirkin ise bâtıl olduğunu bilir.Lâkin o tevhîdden yüz çevirir, kimseye de bu konuda sormaz! İnsanların çoğu, Allah Teâlâ'nın fâizi haram kıldığını bilir, lâkin fâizle alış-veriş yapar, kimseye de sormaz! Yetimin malını haksız yere yemenin haram olduğunu ve ondan güzellikle yemenin helâl olduğunu bilir, lâkin yetimin malının bakımını üstlenir, kimseye de sormaz!
İkinci Mertebe: Allah Teâlâ'nın indirdiklerini sevmek ve çirkin gördüklerini inkâr etmektir.
İnsanların çoğu, Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-'i sevmez, aksine ondan ve Allah Teâlâ'nın kendisine indirdiğini bilse bile, onun getirdiklerinden nefret eder.
Üçüncü Mertebe: O işi yerine getirmeye kesin bir şekilde karar vermektir. İnsanların çoğu, o işi bildiği ve sevdiği halde, dünyasının değişmesinden korktuğu için onu yerine getirmez.
Dördüncü Mertebe: O işin gereğini yerine getirmektir. İnsanların çoğu, bir işe azmettiği veya bir işi yaptığı zaman hocaları veya başkaları tarafından kendisine tâzim gösterildiğini görünce o işi bırakır.
Beşinci Mertebe: İnsanların çoğu, bir işi yaptığında onu Allah rızâsı için yapmaz. O'nun rızâsı için yapsa bile, o işi Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetine uygun olarak yapmaz.
Altıncı Mertebe: Sâlih kimseler, amellerinin boşa gitmesin-den korkar ve bu konuda şu âyet-i kerîmeyi delil gösterirler:
{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَن تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنتُمْ لا تَشْعُرُونَ} [سورة الحجرات الآية: 2]
"Ey îmân edenler! Seslerinizi, (kendisine hitap ederken) Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin.Birbirinize bağırdığı-nız gibi, Ona yüksek sesle bağırmayın, yoksa siz farkında olmadan amelleriniz boşa gidiverir. "
Bu, günümüzde vukû bulan şeylerin en azıdır.
Yedinci Mertebe: Hak üzere sebât etmek ve kötü sonla dünyadan göç etmekten korkmaktır. İşte bu da sâlih kimselerin en çok korktukları şeylerden birisidir.
Küfür (inkâr) ne demektir? Çeşitleri nelerdir? Küfür iki çeşittir: 1. Büyük Küfür: İnsanı dînden çıkaran küfürdür ki bu küfür beş kısımdır:
Birincisi: Yalanlama (tekzîb etme) küfrüdür.
Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
{وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُ أَلَيْسَ فِي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِّلْكَافِرِينَ} [سورة العنكبوت الآية : 68]
"Allah’a iftirâ eden ya da kendisine hak geldiği zaman onu yalanlayandan daha zâlim kim olabilir? Cehennemde kâfirlere barınak mı yok!"
İkincisi: Kaçınma ve büyüklük taslama küfrüdür.
Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
{وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلاَئِكَةِ اسْجُدُواْ لآدَمَ فَسَجَدُواْ إِلاَّ إِبْلِيسَ أَبَى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ} [سورة البقرة الآية: 34]
"(Ey Muhammed!) Hani biz meleklere; Âdem’e (fazîletini göstermek için) secde edin, demiştik, İblis’in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O secde etmekten kaçındı ve büyüklük tasladı. Böylece kâfirlerden oldu."
Üçüncüsü: Şüphe ve zannetme küfrüdür.
Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
{وَدَخَلَ جَنَّتَهُ وَهُوَ ظَالِمٌ لِّنَفْسِهِ قَالَ مَا أَظُنُّ أَن تَبِيدَ هَذِهِ أَبَدًا * وَمَا أَظُنُّ السَّاعَةَ قَائِمَةً وَلَئِن رُّدِدتُّ إِلَى رَبِّي لأَجِدَنَّ خَيْرًا مِّنْهَا مُنقَلَبًا * قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُ أَكَفَرْتَ بِالَّذِي خَلَقَكَ مِن تُرَابٍ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍ ثُمَّ سَوَّاكَ رَجُلاً * لَّكِنَّا هُوَ اللَّهُ رَبِّي وَلاَ أُشْرِكُ بِرَبِّي أَحَدًا} [سورة الكهف: 35-38]
"(Yeniden dirilişi inkâr edip kıyâmetin kopacağından şüphe ederek) kendine zulmetmiş olarak bağına girdi ve şöyle dedi:Bu bağın ebedîyyen yok olacağını zannetmem.Kıyâmetin kopacağını da zannetmem.(Senin iddiâ ettiğin gibi kıyâmetin kopacağı ve) Rabbime döndürüleceğim (farz olunsa bile), hiç şüphe yok ki onun yanında bundan daha hayırlı bir âkıbet bulurum.(Mü’min olan) arkadaşı ona hitaben dedi ki: Seni topraktan, sonra bir damla sudan (spermden) yaratan, daha sonra da seni düzgün bir adam sûretine koyan Allah’ı nasıl inkâr edersin? Fakat ben (derim ki) O Allah, benim Rabbimdir ve ben hiç kimseyi Rabbime ortak koşmam."
Dördüncüsü: Yüz çevirme küfrüdür.
Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
{وَالَّذِينَ كَفَرُوا عَمَّا أُنذِرُوا مُعْرِضُونَ} [سورة الأحقاف الآية: 3]
"İnkâr edenler, (Kur’an tarafından) uyarıldıkları şeylerden (öğüt almayıp) yüz çevirirler."
Beşincisi: Nifâk (ikiyüzlülük) küfrüdür.
Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
{ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ آمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا فَطُبِعَ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لا يَفْقَهُونَ} [سورة المنافقون الآية: 3]
"Bu, şu sebeptendir: Onlar (görünüşte) îmân ettiler, sonra inkâr ettiler. Bu (inkârları) yüzünden onların kalpleri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar."
2. Küçük küfür: İnsanı dînden çıkarmayan küfürdür. Bu küfür, nimete nankörlük etmek demektir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
{وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلاً قَرْيَةً كَانَتْ آمِنَةً مُّطْمَئِنَّةً يَأْتِيهَا رِزْقُهَا رَغَدًا مِّن كُلِّ مَكَانٍ فَكَفَرَتْ بِأَنْعُمِ اللَّهِ فَأَذَاقَهَا اللَّهُ لِبَاسَ الْجُوعِ وَالْخَوْفِ بِمَا كَانُواْ يَصْنَعُونَ} [سورة النحل الآية: 11]
"Allah (ibret için) bir beldeyi (Mekke'yi) örnek verdi: Burası huzur ve güven içerisindeydi.Her yerden ona bol rızık gelirdi. Derken onlar Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler (Allah'a şirk koşup O'nun nimetlerine şükretmediler). Allah da yaptıklarından dolayı onları açlık ve korku ile cezâlandırdı."


Hasan el Basri (radiallahu anhu) diyor ki:

“Daha öncekiler arasında sünnet ehli azınlıkta idi, gelecekte de azınlıkta kalacaktır. Zira onlar nimet bolluğu zenginlik içinde şımarmış olanların arasına katılmadılar. Din adına ibadet uyduran bid’atçıların, bid’atlarına iştirak etmediler. Rableriyle karşılaşıncaya kadar İslam sünnetleri üzerinde hayatlarına devam etmeye sabrettiler.

Ey müslümanlar sizlerde öyle olunuz.”
Son mekaleler