» Русская версия        » Türkce
Домашняя страницаСвязь с нами

Tevhid

Sira

Hadis

Fıkıh

Bidetler

Fetvalar

Kadin ve tesettur

Mekaleler

Kitaphane - Türkce

Kitaphane - Arapca

Forum

  
25 Rabi Al-Awwal 1431
11 March 2010
Фаджр05:28
Восход06:59
Зухр12:51
Аср16:09
Магриб18:43
Иша20:09
Полночь00:05
Islamic Finder
 
 
CENNET EHLİNİN VASIFLARI
CENNET EHLİNİN VASIFLARI
Allahu Azze ve Celie, daha sonra cenneti takva sahibi kulları­na yaklaştırdığını ve o cennete girmeyi hak eden bu kimselerin şu dört tane vasıfla vasıflandıklarını haber vermektedir:
1) Bunların yönelenler oldukları. Yani Allah'a karşı isyan­dan kaçıp O'na itaat etmeye dönenler, gafletten kaçıp, O'nu zik­retmeye yönelenler. Ubeyd b. Umeyr der ki: "Evvab (Allah'a yö­nelen) kimse, günahlarını hatırlayıp onlardan dolayı Allahu Teâ-lâ'ya tevbe istiğfarda bulunan kimsedir." Mücahid de şöyle der: "Tenha yerlerde günahlarını hatırlayıp, onlardan istiğfar eden kimsedir." Said b. Müseyyeb ise: "Bu kimse, günah işleyen sonra da tevbe eden, sonra günah işlediği zaman yine tevbe eden kim­sedir." der.
2) Allah'ın emirlerine riayet edenler oldukları. İbn Abbas şöyle demiştir: "Allah'ın farzlarına ve emanetlerine riayet eden
6 Buhârinin (4848) ve Müslim'in (2848} rivayet ettikleri hadise işaret etmekte­dir. Enes'in (r.a.) rivayetine göre, Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Cehenne­me atılırlar. Bunun üzerine cehennem "Daha yok mu?" der. Nihayet Allahu Teâiâ ayağını üzerine koyar ve cehennem de "Yetişir, artık yetişir." der.
kimselerdir." Katade ise şöyle demiştir: "Allah'ın kendisine gerek haklarından ve gerekse nimetlerinden emanet ettiği şeyleri ko­ruyan kimselerdir."
İnsan nefsine ait istek kuvveti ve vazgeçme kuvveti olmak üzere iki kuvvet bulunduğuna göre, yönelenler Allah'a (c.c.) dö­nüşte, itaatte ve rızasını kazanmakta istek kuvvetini kullanıyorlar demektir. Riayet edip koruyanlar ise; gerek Allah'a isyan etmek­ten, gerekse yasaklarını işlememekle ve kendilerini korumakla, günahlardan vazgeçme kuvvetini kullanıyorlar demektir. Buna göre, koruyup, riayet eden kimse, Allahu Teâlâ'nın kendisine ha­ram kıldıklarından kendi nefsini koruyup, kendisini bunlardan sakındıran kimse demektir.
Evvab (Allah'a yönelen) İse, Allah'a (c.c.) itaat etmeye yöne­len kişidir.
3) Allahu Teâlâ'nın şu âyetindeki buyruğu üzere "görmediği hâlde Rahman olan Allah'tan korkan" (Kaf, 33) kişiler oldukları. Bu âyet-İ kerime; Allah'ın (c.c.) varlığına, rab oluşuna, kudretine, il­mine ve ayrıntılı olarak kulun her şeyine Allahu Teâlâ'nın muttali oluşuna dair durumları içermektedir. Aynı zamanda O'nun kitap­larına, peygamberlerine, emir ve yasaklarına, vaadine ve karşı­laşma gününe de imanlarını içermektedir. Nitekim bunlar olma­dan, görmediği hâlde Rahman olan Allah'tan korkmak doğru ol­maz.
4) Allahu Teâlâ'nın şu âyetindeki buyruğu üzere "O'na yöne­len bir kalple gelenler..." oldukları. İbn Abbas der ki: "Allah'a isyan etmekten yüz çevirmiş ve O'na itaat etmeye yönelip dönmüş kim­seler." Şu bir gerçek ki; hakiki olan yönelme, kişinin kalbinin Alla­hu Teâlâ'ya itaat etmeye, O'nu sevmeye ve O'na dönmeye dair durumudur.
Sonra Allahu Teâlâ, bu vasıflara sahip kişilere şu âyet-i keri­mede buyurulduğu üzere karşılığını vermiştir: "Şimdi selâm ve se­lâmetle oraya girin. İşte sonsuzluk günü budur. Orada onlara ne isterlerse vardır. Katımızda daha fazlası da vardır." (Kaf, 34-35)
 
Yüce yaratan bu âyetten sonra onlardan önce kendilerinden daha kuvvetli olan nice nesilleri helak ettiğine dair açıklamasıyla onları korkutmaktadır. Geçmiş nesillerin helak sırasında belde­lerde kaçışan ve bir yerlere sığınmaya çalışan kavimler hâline gir­diklerini ve kuvvetlerinin, helak olmalarına bir yarar sağlamadığı­nı ve kendilerini Allah'ın azabından kurtaramadıklarını haber vermiştir.
Katade der ki: "Allah'ın düşmanları öyle şiddet ve sıkıntılarda bulunmuşlardı ki nihayet Allah'ın emrine (helâkına) kendilerinin duçar olduğunu gördüler." Zeccac ise şöyle der: !lOnlar her yere kaçışıp gitmeye ve sığınacak bir yer aramaya koyulmuşlardı; an­cak ölümden kendilerini kurtaramadılar." Gerçek şu ki, onlar ölümden kaçıp kurtulmayı arzulamışlardı; ancak buna imkân bu­lamadılar.
Allahu Teâlâ ardından bunun, "Şüphesiz ki kalbi olan ve hazır bulunup kulak veren kimse için elbette bir öğüt olduğunu" (Kaf, 37) bildirmiştir. Sonra gökleri, yeri ve her ikisi arasında olanla­rı altı günde yarattığını ve kendisine hiçbir yorgunluğun ve bık­kınlığın dokunmadığını haber vermiştir. Bununla, düşmanları olan yahudilerin "Allah yedinci günde istirahata çekildi" sözleri­nin yalan olduğunu ortaya koymuştur. Sonra da Allah (c.c), ya­hudilerin, Allah'ın istirahata çekilmesi ile ilgili olarak söylediklerine sabrettiği gibi, peygamberine de düşmanlarının O'nun hakkında söylediklerine karşı sabır göstermesini emir buyurmuştur. Nite­kim kendisinin işittiği ezaya kendisinden daha sabır gösteren kimse olmaz. Sonra peygamberine, sabır etmeye yardımcı olan faktörleri yani güneşin doğuşundan önce (sabah namazını) ve batışından önce de (öğle ve ikindi namazlarını kılarak) Rabbini Hamd ile teşbih etmesini ve geceleyin (akşam ve yatsı namazları­nı kılarak), namazlardan sonra da (vitir ve nafile kılarak) yine O'nu teşbih etmesini emir buyurmuştur. Kimileri namazlardan sonra kılınacak namazın vitir olduğunu söylerken, kimisi de akş­am namazından sonraki iki rekât namaz olduğunu söylemiştir. İlk görüş, İbn Abbas'm görüşüdür. İkincisi ise, Ömer, Ali, Ebû Müreyre, Hasan b. Ali ve İbn Abbas'ın iki görüşünden birisidir. Bir de İbn Abbas'ın üçüncü bir görüşü daha var ki; bu da, söz konusu teşbihin beş vakit namazlardan sonra dille yapılan teşbih olduğu-dur.
Sonra sûre, öldükten sonra dirilme konusuyla ve hasrolun­mak için ruhların bedenlere geri dönmesine dair münadinin yap­tığı nida konusuyla son buluyor. Allahu Teâlâ'nın haber verdiğine göre bu nida, herkesin işiteceği yakın bir yerden olacaktır: "O gün insanlar, o çağrıyı gerçek olarak duyarlar." (Kaf, 42) Tıpkı yeryüzü­nün bitkilerden ayrıldığı gibi yeryüzü de onlardan ayrılıp yarılır ve öldükten sonra diriliş ve Allahu Teâlâ ile karşılaşma ânı başlar. Onlar da duraklama ve gecikme olmadan koşarak kabirlerinden çıkarlar. İşte bu gerçekten Allah (c.c.) için oldukça kolay bir to­planmadır.
Sonra Allahu Azze ve Celle, düşmanlarının söylediklerini bildiğini haber vermiştir. Bu husus, kendi sözleriyle karşılık görec­eklerini ve hiçbir şeyin Allah'a gizli olmadığını ortaya koymakta­dır. Görüldüğü gibi, Allahu Teâlâ, karşılıkların verilip gerçek­leşmesi için kendi ilmini ve kudretini zikretmektedir.
Daha sonra Allahu Teâlâ, onları tasallutu altına almadığını, onlara zorlama yapmadığını ve onları zorla İslâm'a sokmadığını da haber vermiştir. Tehdidinden korkan kimselere karşı sadece sözünün hatırlatılması gereğini emretmiştir. Bu da kuşkusuz öğüt­ten fayda alanlaradır. Allah İle karşılaşacağına inanmayan, O'nun tehdidinden korkmayan ve sevabını ummayan kimseler öğütten asla fayda almazlar.
   

Hasan el Basri (radiallahu anhu) diyor ki:

“Daha öncekiler arasında sünnet ehli azınlıkta idi, gelecekte de azınlıkta kalacaktır. Zira onlar nimet bolluğu zenginlik içinde şımarmış olanların arasına katılmadılar. Din adına ibadet uyduran bid’atçıların, bid’atlarına iştirak etmediler. Rableriyle karşılaşıncaya kadar İslam sünnetleri üzerinde hayatlarına devam etmeye sabrettiler.

Ey müslümanlar sizlerde öyle olunuz.”
Son mekaleler