Ramazan, hayır ve bereket ayıdır. Allâh bu ayı bir çok faziletle rle donatmıştır. Bunlardan birisi; Allâh (Azze ve Celle) bu ayda Kur’ân’ı, insanlar için hidâyet ve müminler için şifâ maksadıyla indirmesi dir.
Bu konuda Allâh şöyle buyurur: (Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’ân’ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun) [Bakara: 185]
-Dua Öncelikle Allah'a bu Ramazan'ı şimdiye kadar yaşadığınız en unutulmaz Ramazan yapması için dua edib. Her şeyin anahtarı O'nun elinde olduğuna göre..
Günümüzde İslam ümmetinin yaşadığı şirk-küfür-zülüm-bidat bataklığını görerek Allah’ın dinene davet eden bazı islam davetçilerine çeşitli sözlerle iftiralar atılmaktadır. Bu iftiralar tarih boyuda atılmıştır. Bu iftiralar ilkin Allah’a, Resulüne, zevcelerine, ashabına ve islam yolunda giden alim ve davetçilere olmuştur. Müslümanlar arasında iftiracılar çok bulunur. Bunlar, şeytanın ve uşaklarının telkinleriyle kuran ve sünnet ehline asılsız iftiralar atmayı hüner bilirler. Bunlar dilleri ile çalışırlar, amelleri ile de yan gelir yatarlar. Bu iftiracılar haksız cümlelerle, delilsiz iddialarla, merhametsiz bir kalple, ahlaksız bir yapıyla, akıl almaz bir anlayışla, hangi dinin kaynaklarına dayandıkları bilinmeden, iftira at, izi kalsın mantığıyla hareket ederler. İftiracıların, ehli sünnete ve ehline zarar veremedikleri ve veremeyecekleri tarihi bir gerçektir. İftiracılar, ancak şeytanın uşakları olarak anılırlar. İftira edenler, yakında nasıl bir sarsıntı ile sarsılacaklarını inşallah göreceklerdir. İftiracıların kulak misafirleri de onlarla beraber olacaklardır.
“…Allah Teâlâ bir kula da buğzettiği zaman Cibril'i çağırır ve: “Ey Cibrîl, Ben filancaya buğzediyorum, sen de ona buğzet” buyurur. Bunun üzerine Cibrîl de ona buğzeder sonra gök ehli için de: “Şüphesiz Allah Teâlâ filâna buğzediyor, siz de ona buğzedin” diye nida eder ve gök ehli ona buğzederler. Sonra onun için yeryüzünde öfke, kin ve düşmanlık konulur.” ...
Şüphesiz hamd yalnız Allah'adır. O'na hamd eder, O'ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah'ın hidayet verdiğini kimse saptıramaz. O'nun saptırdığını da kimse doğru yola iletemez. Şehadet ederim ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O, bir ve tektir, O'nun ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed Allah'ın kulu ve Rasûlüdür. "Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun ve siz ancak müslümanlar olarak ölünüz." (Al-i İmran 103) "Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan ve ondan da eşini var eden, her ikisinden birçok erkek ve kadın türeten Rabbinizden korkun. Kendisi adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağlarını kesmekten de sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde tam bir gözetleyicidir." (Nisa 1), "Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve dosdoğru söz söyleyin. O da amellerinizi lehinize olmak üzere düzeltsin, günahlarınızı da mağfiret etsin. Kim Allah'a ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşla kurtulmuş olur." (Ahzâb 70-71)
Ey insanlar! ALLAH’ın size olan nimetini hatırlayın. ALLAH’tan başka size göklerden ve yerden rızık veren bir yaratıcı var mı? O’ndan başka hiçbir ilah yoktur.O halde nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz.
“Kabir, Cennet bahçelerinden bir bahçe, yahut Cehennem çukurlarından bir çukurdur.”Hadis-i Şerif
İslâm âlimleri, farz oluşunu inkâr etmediği sürece, müslümanlardan namazı kasten terkedenin hükmü konusunda görüş ayrılığına varmışlardır. Bazı âlimler, namazı terkeden kimse, bu fiiliyle İslâm dâiresinden çıkmış ve kâfir olmuş ve mürted (dînden dönmüş) sayılır, kendisine tevbe etmesi için üç gün süre tanınır, tevbe etmezse dîninden döndüğü için öldürülür, cenâze namazı kılınmaz, müslümanların kabristanına defnedilmez, diri olsun, ölü olsun kendisine selâm verilmez, selâmı alınmaz, onun için istiğfarda bulunulmaz, ona rahmet dilenmez, miras alamaz, malını miras olarak bırakamaz, aksine onun malı, Beytü'l-Mal'e (devlet hazinesine) ganimet olarak kalır, demişlerdir. Namazı kasten terkeden kimseler, ister az olsunlar, isterse çok olsunlar. Bu sebeple bu konudaki hüküm, onların az veya çok olmasından dolayı değişmez
Allahu Azze ve Celie, daha sonra cenneti takva sahibi kullarına yaklaştırdığını ve o cennete girmeyi hak eden bu kimselerin şu dört tane vasıfla vasıflandıklarını haber vermektedir: 1) Bunların yönelenler oldukları. Yani Allah'a karşı isyandan kaçıp O'na itaat etmeye dönenler, gafletten kaçıp, O'nu zikretmeye yönelenler. Ubeyd b. Umeyr der ki: "Evvab (Allah'a yönelen) kimse, günahlarını hatırlayıp onlardan dolayı Allahu Teâ-lâ'ya tevbe istiğfarda bulunan kimsedir." Mücahid de şöyle der: "Tenha yerlerde günahlarını hatırlayıp, onlardan istiğfar eden kimsedir." Said b. Müseyyeb ise: "Bu kimse, günah işleyen sonra da tevbe eden, sonra günah işlediği zaman yine tevbe eden kimsedir." der. 2) Allah'ın emirlerine riayet edenler oldukları. İbn Abbas şöyle demiştir: "Allah'ın farzlarına ve emanetlerine riayet eden 6 Buhârinin (4848) ve Müslim'in (2848} rivayet ettikleri hadise işaret etmektedir. Enes'in (r.a.) rivayetine göre, Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Cehenneme atılırlar. Bunun üzerine cehennem "Daha yok mu?" der. Nihayet Allahu Teâiâ ayağını üzerine koyar ve cehennem de "Yetişir, artık yetişir." der. kimselerdir." Katade ise şöyle demiştir: "Allah'ın kendisine gerek haklarından ve gerekse nimetlerinden emanet ettiği şeyleri koruyan kimselerdir."
“Sizler adım adım, karış karış ve dirsek dirsek daha önceki ümmetlerin yollarını izleyeceksiniz. Öyle ki, onlardan biri kertenkele deliğine girmiş olsa-mutlaka bir hikmeti vardır diyerek-siz de o deliğe gireceksiniz.”
Ebu Hureyre hadisin burasında dinleyicilerine:
“İsterseniz, -sizden öncekiler gibisiniz. Onlar sizden daha güçlü, daha çok servet ve evlâd sahibi idiler...” -ayetini okuyunuz- dedikten sonra, hadisi nakletmeye şöyle devam etti:
“Sahabiler, Ya Rasûlüllah, Pers'lerin, Rumların ve diğer kitab ehlinin yaptıklarını yapacağımızı mı söylemek istiyorsunuz?- diye sorunca Peygamber kendilerine: