» Русская версия        » Türkce
Домашняя страницаСвязь с нами

Tevhid

Sira

Hadis

Fıkıh

Bidetler

Fetvalar

Kadin ve tesettur

Mekaleler

Forum

  
http://www.musluman.biz
http://www.hakyoluislam.com
http://kullukrisalesi.com
http://asri-saadet.com
http://islah.de
 http://kitabussunne.blogcu.com
http://www.islamhouse.org/
http://ebumuaz.blogspot.com/
 
 
Cuma hutbesi
 
Şüphesiz hamd yalnız Allah'adır. O'na hamd eder, O'ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah'ın hidayet verdiğini kimse saptıramaz. O'nun saptırdığını da kimse doğru yola iletemez. Şehadet ederim ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O, bir ve tektir, O'nun ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed Allah'ın kulu ve Rasûlüdür.
"Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun ve siz ancak müslümanlar olarak ölünüz." (Al-i İmran 103)
"Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan ve ondan da eşini var eden, her ikisinden birçok erkek ve kadın türeten Rabbinizden korkun. Kendisi adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağlarını kesmekten de sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde tam bir gözetleyicidir." (Nisa 1),
"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve dosdoğru söz söyleyin. O da amellerinizi lehinize olmak üzere düzeltsin, günahlarınızı da mağfiret etsin. Kim Allah'a ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşla kurtulmuş olur." (Ahzâb 70-71)
Bundan sonra,
Şüphesiz sözlerin en güzeli Allah’ın Kelam’ı, yolların en hayırlısı Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem’in yoludur. İşlerin en kötüsü (dinde) sonradan çıkarılanlarıdır. Her sonradan çıkarılan şey bid’attir ve her bid’at sapıklıktır. Her sapıklık ta ateştedir.
Allah Azze ve Celle; “Her can ölümü tadacaktır.”(Al-i İmran 185) buyurmuştur. Her küçük ve büyük ölür, her emir ve vezir ölür, her aziz ve hâkir ölür, her zengin ve fakir ölür, her peygamber ve velî ölür, her seçkin ve takva sahibi ölür, her zâhid ve âbid ölür, her oturan ve çalışan ölür, her sağlam ve sakat ölür, her hasta ve salim ölür. İzzet ve Ceberut sahibi dışında her can ölür.
 

 
Ey kardeş, bil ki şüphesiz İslam, iyilik sahibinin iyiliğini artırması, kötülük sahibinin de dönüş yapıp tevbe etmesi için ölümü istemeyi ve bunun için dua etmeyi yasaklamıştır.
Enes radıyallahu anh’den; Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki; “Sizden biriniz kendisine isabet eden bir zarardan dolayı ölümü temenni etmesin. İlle de bunu yapacaksa; “Allah’ım! Yaşamam hayırlıysa beni yaşat, ölmem hayırlıysa canımı al” desin.” (Buhari ve Müslim rivayet etti.)
Kays Bin Ebi Hazım’dan; “Habbab’ın yanına onu ziyaret için girdim. Yedi defa dağlama yaptırmıştı. Dedi ki;
“Bizden önce gelip geçen arkadaşlarımız var ya, dünya onların sevaplarından hiçbir şey noksanlaştırmadı. Biz ise onlardan sonra öyle dünyalığa erdik ki, koruyacak yer bulamayarak toprağa (bina inşaatına) yatırdık. Hâlbuki sıkıntılı dönemde, (öyle anlar oldu ki) eğer Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yasaklamasaydı, ölmeyi temenni edecektik" dedi. Bir başka gelişlerimizde, Habbab'ı kendine ait bir duvarı inşa ederken görmüştük de şöyle buyurmuştu:
"Müslüman harcadığı her şey için sevaba erer, ancak şu toprak (inşaat) işi hariç."(Buhari)
Ebu Hureyre radıyallahu anh’den; Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i şöyle buyururken işittim; “Kimseyi ameli cennete sokmaz.”
“Seni de mi ey Allah’ın Rasulü?” Dediler. Buyurdu ki;
Beni de. Ancak Allah beni fazlı ve rahmetine batırmıştır. Doğru olun, yakınlaşın. Sizden biri ölümü temenni etmesin. İyi amel sahibi ise hayrının artması umulur. Kötü amel sahibi ise tevbe edip Allah’ın rızasını kazanması umulur.”(Buhari)
Sehl Bin Abdullah et-Tüsterî’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir; “Şu üç kişi dışında sizden biri ölümü temenni etmez; ölümden sonrasını bilmeyen cahil, Allah Teala’nın takdir ettiklerinden kaçmak isteyen kişi ve Allah Azze ve Celle ile karşılaşmayı arzulayan kişi.” (et-Tezkira s.10)
Ebud Derda radıyallahu anh dedi ki; “Hiçbir mümin yoktur ki ölüm onun için hayırlı olmasın. Bana inanmayan şu ayetleri okusun; “Allah katında olanlar iyiler için hayırlıdır.”(Al-i İmran 198)
İnkâr edenler sanmasınlar ki, kendilerine mühlet vermemiz onlar için daha hayırlıdır.”(Al-i İmran 178)
Hayyan Bin el-Esved dedi ki; “Ölüm dostu dosta kavuşturan bir köprüdür.” (et-Tezkira s.11)
Geçen hadisler ölümü temenni etmenin ve ölmek için dua etmenin yasak olduğunu gösteriyor. Zira ölümle amel kesilmektedir. Hayat amel edebilme sebebi, amel ise sevabı artırma sebebidir. Tevhidden ayrılmamak dışında bir ameli olmasa da böyledir. Çünkü amellerin en faziletlisi Tevhid üzere devam etmektir. Bunu Allah korusun dinden çıkma ihtimali geri çevirmez. Zira bu nadirdir. İman, kalplerin sevinci ile karıştığı zaman bir kimsede bunun vuku bulması zordur. Olmuştur ama nadirdir. Kim acele eder de ölümü talep ederse bu onun için hayırlı olmaz. Ebu Umame hadisi bunu destekler; Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Sa’d radıyallahu anh’e buyurdu ki;
Ey Sad! Eğer cennet için yaratılmışsan ömrün uzadıkça amelin güzel olur ve bu senin için hayırlıdır.”(İsnadı leyyin (gevşektir.)
Ahmed ve Müslim’de Hemmam’ın Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayetinde şöyle geçer;
Müminin ömrü arttıkça hayrı artar
O halde kötülük işlemesiyle yaşaması onun için şer olur” denirse buna verilecek cevaplar şöyledir;
Birincisi; bu kâmil mümin hakkında olmasına yorumlanır. Bu uzak bir ihtimaldir.
İkincisi; mümin, gerek büyük günahlardan uzaklaşarak gerekse güzel ameller işleyerek günahları örter, kötülüklerini zayıflatabilir. İman devam ettiği sürece iyilikleri kalıcıdır.
Üçüncüsü; bu rivayet, konu ile ilgili hadiste “umulur ki” ifadesi ile kayıtlama yapılmıştır. Bu kesinlik değil, yüksek ihtimal ifade eder. Haberin kaynağı Allah’a hüsnü zandır. İyilik sahibi Allah’tan kendisini daha fazla salih amele muvaffak kılmasını ümit eder. Kötülük sahibinin de Allah’ın rahmetinden ümit kesmemesi gerekir. Şeyhimiz Tirmizi şerhinde buna işaret etmiştir. Ömrün kısa olması da mümin için hayırlı olabilir. Nitekim önceki babda Enes radıyallahu anh hadisinde;
Eğer ölüm benim için hayırlıysa canımı al” şeklinde geçmişti. Bu Ebu Hureyre hadisinde geçene ulaşamayan hakkındadır;
Şüphesiz müminin ömrü arttıkça hayrı artar” Ebu Umame hadisinde geçen ise nadir vuku bulana değil genelde gerçekleşene hamledilir. (Fethul Bari 10/136)     
Bil ki, dinin kaybedilmesinden korkulması veya fitne zamanında ölümü temenni etmek ve ölüm için dua etmek caizdir. Meryem aleyhisselam’ın dediği gibi;
Keşke ben bundan önce ölmüş olsaydım da unutulup gitseydim.”(Meryem 23) ve Yusuf aleyhisselam’ın dediği gibi;
Benim canımı müslüman olarak al ve beni salihlere kat”(Yusuf 101)
Ebu Hureyre radıyallahu anh, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir; “Kişi bir kimsenin kabrine uğrayıp “Keşke onun yerinde olsaydım” demedikçe kıyamet kopmaz.”(Buhari ve Müslim)
Başına gelen bir musibet sebebiyle değil de, dindeki durumun bozulması, dinde zayıflık ve dinin gitmesinden korkmak sebebiyle elbette insan şiddetli bir sıkıntı yaşar. Nitekim Ömer Bin el-Hattab radıyallahu anh şöyle demiştir;
“Allah’ım! Gücüm zayıfladı, yaşlandım, raiyyem her tarafa yayıldı. Görevimde kusur etmeden ve kimsenin hakkını zayi etmeden canımı al.” O ay geçmeden vefat etti. Allah rahmet eylesin. (et-Tezkira s.12)
 Ebu Ömer Bin Abdilberr, et-Temhid’de ve el-İstizkar’da, Zadan Ebu Ömer’den o da Uleym el-Kündürî’den rivayet ediyor; “Abis el-Gıfarî ile beraber oturuyordum. Taundan dolayı ölmüş insanlar gördü ve üç defa;
“Ey taun, beni de al” dedi. Uleym dedi ki;
“Neden böyle diyorsun? Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in; “Sizden biriniz ölümü temenni etmesin. Zira o anda ameli kesilir, tevbe de edemez” buyurduğunu işitmedin mi?” Abis dedi ki;
“Ben Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim; “Şu altı şeyi görmeden ölmekte acele edin; sefihlerin emir olması, polislerin çoğalması, hükmün satılması, akrabalık bağlarının koparılması, Kuran’ın musiki edinilmesi, fıkıh bilgisi az da olsa sırf Kuran’ı teganni ile okuduğu için kişinin öne geçirilmesi.”(Ahmed ve Hakim rivayet etmiştir. Sahihul Cami(2812)
Nitekim Abdullah Bin Mesud şöyle demiştir; “Üzerinize öyle bir zaman gelir ki, kişi satılık ölüm bulsa onu satın alır.” Şair der ki;
Böyle yaşamakta hayır yoktur
Satılık ölüm yok mu, onu alayım?
 İbn Battal der ki; “Kabire gıpta edip ölümü temenni etmek, fitnelerin zuhur ettiği zaman, batılın ve batıl ehlinin galip gelmesi, isyan ve münkeratın ortaya çıkması sebebiyle dinin gitmesi korkusundan dolayı olur.”
Bu, herkes hakkında genel değil, hayır ehline özeldir. Onlardan başkaları ise ölümü, dinleriyle alakalı musibetleri olsa da, canlarına, ailelerine veya dünyalarına isabet eden bir musibet sebebiyle isterler. Bunu Ebu Hazım’ın Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayet ettiği ve Müslim’de geçen şu hadis destekler;
Kişi kabre uğrayıp kendini atarak dinden dolayı değil de uğradığı bela sebebiyle; “keşke bu kabir sahibinin yerinde ben olsaydım” demedikçe dünyanın sonu gelmez.” Genelde böyle olduğu için bu adam zikredilmiştir. Aksi halde kadın da bu şekilde düşünülebilir. Bunun sebebi, Ebu Hazım’ın rivayetinde zikredilen; “Bela ve sıkıntıya düşer de en büyük musibet olan ölüm kişiye hafif gelir ve musibetlerin hafifi olarak itikad ettiği şeyi temenni eder” anlamıdır. Kurtubi bu şekilde kararlaştırmış, Kadı Iyad da bunu ihtimal olarak zikretmiştir. El-Mesabih’in şarihlerinden biri bunu garib bulmuş ve şöyle demiştir; “Burada din ile kastedilen kullardır. Manası, kabre kendini atmak âdeti olmadığı halde bela sebebiyle ölümü temenni ederek kabre atılmasıdır.”
Et-Tayyibî bunu eleştirerek burada dine hamledilmesinin hakiki olmasının öncelikli olduğunu söyler. Yani, onun kendini kabre atması ve ölümü temenni etmesi kendisine din cihetinden isabet eden bir bela sebebiyle değil dünya cihetinden uğradığı beladır.”
İbn Abdilberr der ki; “Bazıları bu hadisin ölümü temenni etmeyi yasaklayan hadisle çeliştiğini zannetti. Durum öyle değildir. Burada sadece insanlara şiddetli sıkıntılar geleceği, dindeki fesat, zayıflık veya dinin gitmesinden korku halinde böyle olacağı anlatılmıştır. Yoksa bedene gelen bir zarar sebebiyle değildir. Burada dinle alakalı bir zarara uğrayınca değil de bedene gelen bir zarar sebebiyle ölümü temenni etmek yasaklanır gibidir.” Yine Kadı Iyad bunu da ihtimal olarak zikretmiştir.
Bir başkası da şöyle demiştir; “Bu haber ile ölümü temenni etmeyi yasaklayan rivayet arasında bir çelişki yoktur. Zira yasak sarih olup burada sıkıntının şiddetinden dolayı ölümün bile temenni edileceği bildirilmiştir. Ölümü temenni etme hükmüne bu aykırı değildir. Haberin siyakı sadece belanın şiddetini bildirir. Siyak, bu işi kötülemektedir. Şayet bunu dini sebebiyle yaparsa bunun övülmüş olduğuna ima vardır ve selef cemaatine göre dinin fesada uğraması anında ölümü temenni etmeyi desteklemektedir.
Nevevi der ki; “bunda kerahet yoktur. Hatta aralarında Ömer bin el-Hattab, İsa el-Gıfari ve Ömer Bin Abdulaziz’in de bulunduğu seleften pek çok kimse bunu yapmıştır. Sonra Kurtubi der ki;
“Bu hadiste din işi hakkında korkulacak fitnelere, dine özen gösterilmeyeceğine, ancak dünya işleri ve maişet ile ilgili şeylere özen gösterileceğine işaret vardır. Bu yüzden fitne günlerinde ibadetin değeri artacaktır. Nitekim Müslim, Ma’kıl Bin Yesar radıyallahu anh’den rivayet eder; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;
Fitne zamanında ibadet, bana hicret gibidir” Bu, “Hatta kişi bir adamın kabrine uğrar..” ifadesinden alınmıştır. Bahsedilen temenni, isteği bu olmasa da kabri görmesi sebebiyledir. Hatta bu temenninin kuvvetine işaret vardır. Zira sıkıntı sebebiyle ölümü temenni eden kişinin orada bu temennisi gider veya kabri görmekten dolayı korkusundan durumu düşünür ve temennisi zayıflar. Eğer buna devam ederse bu gösterir ki, onun sıkıntısı o kadar şiddetlidir ki, gördüğü manzara ve kabrin vahşeti onu ölümü temenni etmekten alıkoymamıştır.
Hakim, Ebu Seleme tariki ile rivayet eder; “Ebu Hureyre’yi ziyaret ettim ve dedim ki; “Allah’ım Ebu Hureyre’ye şifa ver.” Ebu Hureyre radıyallahu anh dedi ki;
“Allah’ım gücüm yettikçe bu hastalığı benden alma! Ey Ebu Seleme! Nefsim elinde olana yemin olsun ki, âlimler üzerine bir zaman gelecek, ölüm onlara kızıl altından daha sevimli olacaktır. Yine onlardan biri kardeşinin kabrine gidecek ve “Keşke yerinde olsaydım” diyecek.”
Kitabul Fiten’de Abdulmelik Bin Sabit – Ebu Zer yoluyla rivayet edilir; Ebu Zer radıyallahu anh dedi ki;
“Yakındır ki, cenaze topluluk arasına getirilir, bunu gören bir kimse başını sallayarak “Keşke şunun yerinde ben olsaydım” der. Dedim ki;
“Ey Ebu Zer! Şüphesiz bu büyük bir iştir” o da;
“Evet, öyle” dedi.(Fethul Bari 3/81),
Ölüm ve Ona Hazırlık:
Rakibi ölüm, yatağı toprak, dostları kurtlar, arkadaşı Münker ve Nekir, karargâhı kabir, evi toprağın içi, kıyamette vaat olunduğu yer cennet ya da cehennem olan kişinin ölümden başka fikri ve zikrinin olmaması yaraşır. Ancak onu düşünmeli, hareketi, beklemesi, duruşu hep ölüm ile olmalı, kendisini kabir ehlinden sayarak ölüme hazırlanmalıdır. Zira her gelecek yakındır. Hazırlık ancak kalpte onu hatırlamayı sürekli yenilemekle mümkün olur. Onu her hatırlayışında hatırladığı şeye meyleder, uyarıları dikkate alır, ölümden sakınır. Şüphesiz o kötü bir hatip, mesele tiksindirici, tadı çirkindir. Lezzetleri yıkar, rahatı kaçırır ve istenmeyen halleri çeker.
İmam el-Kurtubî der ki; “Ey mağrur kişi, ölümü, onun sarhoşluğunu, zorluğunu, sunacağı kâsenin acılığını düşün! Ölümü vaat eden ne doğru söylemiş. Zira o kalpleri parçalar, gözleri ağlatır, cemaatten ayırır, lezzetleri ve zevkleri kaçırır, umutları söndürür. Ey Âdemoğlu! Hiç düşündün mü, öleceğini, evinden ayrılacağını, geniş yerden dar bir yere gireceğini, arkadaş ve dostlarının seni bırakacağını, kardeşlerin ve arkadaşlarının seni yumuşak yatağından alıp sert toprağa atacağını, seni gömdükten sonra geri döneceklerini… Ve ey mala mal katanlar, ey binalar yükseltmek için çalışanlar, vallahi malınızdan size sadece kefenler kalır, yaptıklarınız yıkılır, bedenleriniz toprak olur… Nerede topladığın mallar? Seni felaketten kurtarabildi mi bunlar? Hayır! Aksine onları sana teşekkür bile etmeyen kimselere bıraktın, seni suçlarında mazur görmeyecek kimselere takdim ettin..”(et-Tezkira 1/16)
Yezid er-Rakkaşî nefsine şöyle derdi; “Yazık sana ey Yezid! Öldükten sonra yerine kim namaz kılacak, kim yerine oruç tutacak? Sen öldükten sonra Rabbini senden kim razı edecek?” yine şöyle derdi; “Ey insanlar! Neden ağlamıyorsunuz? Kalan ömrünüzü neden değerlendirmiyorsunuz? Ölüm onun talibi, kabir onun evi, toprak onun yatağı, kurtlar onun arkadaşıdır. Büyük korku onu gözlerken nasıl bu halde olabilir insan?” sonra yere düşüp bayılana kadar ağladı.
et-Teymî dedi ki; “İki şey benden dünya lezzetini kesti; ölümü hatırlamam ve Allah’ın huzurunda durdurulmayı hatırlamak.” Ömer bin Abdulaziz âlimleri toplar, ölüm, kıyamet ve ahiret gününden bahsederler, önlerinde cenaze varmış gibi ağlarlardı.
Ebu Nuaym dedi ki; “es-Sevrî, ölümü hatırladığı zaman günlerce kendine gelemezdi. Bir şey sorulduğu zaman “bilmiyorum, bilmiyorum” derdi. (et-Tezkira s.15)
İmam el-Gazalî der ki; “Miskin kulun önünde hiçbir sıkıntı, felaket ve azap olmasa yalnızca ölüm sarhoşluğu bile onu kederlendirmeye, yanılgı ve gafletten ayırmaya, bu hususta uzun düşündürüp ona hazırlık yapmayı önemsemesine yeterdi. Nitekim hikmet sahiplerinden birisi şöyle demiştir;
“Şu anda başkasına görünen sıkıntının seni ne zaman kaplayacağını bilemezsin.”(el-İhya 4/445)
Nice hatalara tutunanlar vardır ki ölüm onların hayatını kötü amel üzere sonlandırmış, inen felaket onu kabre yerleştirmiştir. Eğer gaflet ederse bu gafilin akibetidir. “Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalayadursun. (Kötü sonucu) yakında bilecekler!”(Hicr 3)
Kısa ömre aldanıp hata yatağında uyuyan nicesi vardır ki uyarılara aldırmaz, yanlış ve israf ile uğraşır. Zararı hissettiği zaman pişmanlık ateşine tutulur; “Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalayadursun. (Kötü sonucu) yakında bilecekler!
Heva şarabını helal sayan nicesi vardır ki, kâseden kanıncaya kadar içer. O hevanın yüz çevirme caddesindedir. Ölümü ve ondakileri hissettiği zaman ne yiyebilir ne de içebilir. “Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalayadursun. (Kötü sonucu) yakında bilecekler!
  Topluluğun nimetlerine aldanma, bugünden sonra yarın vardır. Bırak onları tercihlerinde, onlara kınama vardır, hareket ettirmek ölüye fayda verir mi? “Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalayadursun. (Kötü sonucu) yakında bilecekler!
Haramdan kazanarak yığınlar biriktirirler, şirk ve günahlardan nasibi düşünürler, insanlar uykudadır, gece uyanırlar, uzun süre pişmanlıkla uyuyamadan düşünürler. Helal olmayan şeyler göndermişlerdir, heva yolunda çalışarak. “Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalayadursun. (Kötü sonucu) yakında bilecekler!
Onların kıyametten haberi yoktur, ömür geçer saat, saat. En şerefli ticarette sermayeden ziyan etmişlerdir. Taat hususunda ağırlaştılar, günaha gelince parladılar. “Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalayadursun. (Kötü sonucu) yakında bilecekler!
Nasıl doğruyu bulamaz aciz kalırlar, hataların kötülüğünden uyarıldıkları halde, bütün yaptıkları çirkindir, günahın azından nasıl da korkarlar, hal diliyle boğuldum diye yardım isterler, korkum beladan değil. “Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalayadursun. (Kötü sonucu) yakında bilecekler!
Ebu Hureyre radıyallahu anh’den; Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki; “Lezzetleri kaçıran ölümü hatırlamayı artırınız” (Tirmizi, Nesai ve İbn Mace rivayet etmiştir. Sahihul Cami(1210)
El-Gazalî der ki; “Anlamı şudur; ölümü düşünerek lezzetleri kovun ki, bunlara itimattan kesilin, Allah Teala’ya yönelin. Zira bu ancak fazilet vesilesidir. Ölümü hatırlamak aldanma yurdundan uzaklaşmayı ve ahirete hazırlanmayı gerektirir. Gaflet ise dünya şehvetlerine batmaya çağırır.”(el-İhya 4/334)
Ömer Bin Abdulaziz der ki; “Yaşamında genişlik varsa ve sana dar gelmesini istiyorsan ölümü hatırla. Eğer hayatında darlık varsa ve genişlik istiyorsan yine ölümü hatırla. Evet, ölüm geriye kalan gerçektir.”
Ed-Dekkak rahimehullah dedi ki; “Kim ölümü çok hatırlarsa ona üç şey ikram edilir; tevbede acele eder, kalbi kanaat eder ve neşeyle ibadet eder. Kim de ölümü unutursa üç şeyle cezaya uğrar; tevbeyi geciktirir, razı olup yetinemez ve ibadetlerde tembellik eder.” (et-Tezkira 1/17)
İbn Ebi Şeybe, Avn Bin Abdullah’tan rivayet ediyor; “Yarını ecelinden saymayan kuldan başka kimse ölümü gerektiği yere koymamıştır. Zira güne başlayan nice kimse o günü bitiremez. Yarını uman nice kimse vardır ki ona ulaşamaz. Sen eğer eceli ve gelişini görseydin emeli ve gururu bırakırdın.”
İbn Hazım dedi ki; “Ahirette seninle birlikte olmasını istediğin şeyi düşün, bugün onu öne geçir. Ahirette seninle beraber olmasını istemediğin şeyi de düşün ve bugün onu da bırak. Ondan dolayı ölümü istemediğin her işi terk et, sonra ne zaman öleceğine aldırma.”
İbn Ebid Dünya Safiye radıyallahu anha’dan rivayet ediyor; “Bir kadın Aişe radıyallahu anha’ya kalp katılığından şikâyet etti. O da dedi ki;
“Ölümü hatırla, kalbin incelir.”
Ömer Bin Abdulaziz her gece fakihleri toplar, ölümü, ahireti ve kıyameti zikrederler, sonra önlerinde cenaze varmış gibi ağlarlardı.”
Nuaym Bin Hammad, İbn Mesud radıyallahu anh’den rivayet ediyor; “Vaiz olarak ölüm yeter, zenginlik olarak yakin yeter, meşguliyet olarak ibadet yeter.” (Ebu Nuaym Zühd s.37-38)
Ebu Hureyre radıyallahu anh hastalığında ağlayınca ona; “Neden ağlıyorsun?” dediler. Dedi ki;
“Dünyanız için ağlamıyorum. Lakin yolculuğumdan sonrası için ve azığımın azlığına ağlıyorum. Cennet ve cehennem üzerine yükseleceğim, bilmiyorum beni hangisi alacak?”
Ali Bin Ebi Talib dedi ki; “Dikkat edin, size en çok hasret çeken kimseyi bildireyim; dirhemine dirhem, kıratına kırat katarak toplayan kişidir ki, öldüğünde bunlara başkaları varis olur, hakkını, kendisinin hakkına engel olanlara bırakır.”
Veciz bir özetle, ölüm en güzel nasihattir. Eğer ölüm hakkıyla anılırsa, lezzeti bozar, gelecek temennisinden alıkoyar, emellere ilgisiz bırakır. Lakin nefisler uykuda, kalpler gaflettedir. Nasihatin devamlı olmasına ve sözlerin süslenmesine ihtiyaç vardır. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem;
Lezzetleri kaçıran ölümü anmayı artırınız.” buyurmuş ve Allah Teala’da;
Her can ölümü tadıcıdır”(Al-i İmran 185) buyurmuştur. Dinleyene bunu düşünmekle meşgul olmak yeter.
Müminlerin emiri Ömer Bin el-Hattab radıyallahu anh çoğunlukla şu beyitlerle misal getirirdi;
“Gördüğün şeylerden hiçbiri, tazeliğini ko­ruyamaz.
Yalnız Allah kalır. Mal ve evlat yok olup gider.
Hürmüz'ün ha­zineleri kendisine yarar sağlamadı.
Ad kavmi de ebedi yaşamaya çabaladıysa da başaramadı.
Süleyman da başaramadı. Rüzgârlar, onun emrindeydi.
İnsanlar da, cinler de onun buyruğundaydılar.
İzzet sahibi olan hükümdarlar nerede
Her taraftan heyetler gelip onları ziyaret ederdi
Burada uğranılması gereken bir durak vardır. Bunda ya­lan yoktur.
O hükümdarlara gidildiği gibi, her gün buraya da gelinmesi gerekir."
Eğer anlattıklarımız yerleşirse, bil ki ölümü hatırlamak bu fani dünyadan rahatsızlık hissi meydana getirir. Her an kalıcı ahiret yurduna yönelir. Şüphesiz insan, darlık, genişlik, nimet ve mihnet hallerinden birinde mutlaka bulunur. Eğer darlık ve mihnette ölümü hatırlarsa bu hal ona kolay gelir. Zira ölüm o durumdan daha zordur. Nimet ve genişlik hallerinde ölümü anarsa, bu o kimsenin bunlara aldanmasına engel olur.
El-Gazalî rahimehullah der ki; “Bil ki, ölüm korkunçtur ve tehlikesi büyüktür. Onu boş bir kalple hatırlamayan, hatta dünya şehvetlerinin meşguliyetleri ile dolu bir kalple hatırlayan kimse ölümü zikretmemiş demektir. Kul kalbini her şeyden boşaltıp sadece ölümü düşünmelidir. Tehlikeli bir çöl yolculuğuna veya gemi yolculuğuna çıkacak bir kimsenin sadece bu yolculuğun tehlikesini düşünmesi gibi kalbinde ölümü düşünmelidir. Bu ona tesir ederek dünya ile sevinmesini azaltacak, hüzünlü bir kalbe sahip olacaktır. En etkilisi, kendi akranlarından daha önce ölenleri, onların şekillerini, mansıplarını, durumlarını, toprağın onların güzel şekillerini nasıl mahvettiğini, organlarının kabirde ne hale geldiğini, eşlerinin nasıl dul kaldığını ve çocuklarının nasıl yetim kaldıklarını, mallarının nasıl ziyan olduğunu, mescidlerinin ve meclislerinin onlardan boş kaldığını düşünmektir. Ne zaman ki insan, ölen bir kimseyi bütün detaylarıyla düşünür, şeklini, neşesini, yaşama arzusunu, ölümü unutuşunu, gençlik ve kuvvetine aldanışını, gülmeye ve eğlenmeye meylini, önündeki ölünden gafil oluşunu, sonunda ölümün onu nasıl aniden yakaladığını, daha önce konuşan dilini şimdi nasıl kurtlar yediğini, daha önce gülen yüzünün şimdi nasıl toprak olduğunu, parlak dişlerinin şimdi çürüdüğünü, kendisiyle ölüm arasında bir aylık bile mesafe yok iken nasıl da on yıllık tedbir aldığını, ummadığı bir anda ölümün onu nasıl yakaladığını, ölüm meleğinin kendisine nasıl göründüğünü, kendisine cennetlik mi yoksa cehennemlik olarak mı seslenileceğini düşünürse, işte o zaman kendisini onun yerine koyar, kendi gafletinin de onların gafleti gibi olduğunu ve akıbetinin de onların akıbeti gibi olacağını hisseder.

Hasan el Basri (radiallahu anhu) diyor ki:

“Daha öncekiler arasında sünnet ehli azınlıkta idi, gelecekte de azınlıkta kalacaktır. Zira onlar nimet bolluğu zenginlik içinde şımarmış olanların arasına katılmadılar. Din adına ibadet uyduran bid’atçıların, bid’atlarına iştirak etmediler. Rableriyle karşılaşıncaya kadar İslam sünnetleri üzerinde hayatlarına devam etmeye sabrettiler.

Ey müslümanlar sizlerde öyle olunuz.”
Son mekaleler