|
29- BÂB: ORUÇLU. RAMAZAN GÜNDÜZÜNDE BİLEREK CİNSÎ MÜNÂSEBET YAPTIĞI ZAMAN (KENDİSİNE KEFFÂRET VÂCİB --.ı OLUR) Ve Ebû Hureyre'den, onun şu hadîsi Peygamber'e yükseltir olduğu zikrolunu r: "Her kim ramazândan bir günün orucunu özürsüz ve hastalıksız olduğu hâlde bozarsa, o farz orucu -şayet tutsa- nafile olarak tutacağı dehr orucu kaza etmez (onu ancak onun yerine tutacağı bir günlük kaza orucu öder)" 87. İbn Mes'ûd da bu Ebû Hureyre hadîsinin delâlet ettiği hükme kaail olmuştur88. Saîd ibn Müseyyeb, Şa'bî, İbn Cureyc, İbrâhîm Nahaî, Katâde ve Hammâd ibn Süleyman: Ramazân gündüzünde oruç bozan kişi, bozduğu orucun yerine bir gün kaza orucu tutar, demişlerdir89. 86 Atâ ibn Ebî Rebâh'ın bu sözlerini Saîd ibn Mansûr rivayet etmiştir. 87 Yânî farz orucun faziletin i nafile oruçta bulamaz. Bu Ebû Hureyre hadîsini Dört Sünen sahihleri rivayet etmiş, İbn Huzeyme de sahihtir, demiştir. 88 İbn Mes'ûd'un bu görüşünü Beyhakî rivayet etmiştir el-Mugîre ibn Abdillah dedi ki: Bana Abdullıh ibn Mes'ûd'un şöyle dediği tahdîs olundu: "Her kim ramazândan bir günün orucunu illetsiz olarak bozarsa ona dehr orucu kifayet etmez. Nihayet Allah'a kavuşur, isterse mağfiret eder, isterse azâb eder" (Kastallânî). 89 Saîd'in görüşünü Müsedded; Şa'bî'nin, İbn Cubeyr'in ve İbrahim'in görüşlerini sırasıyle İbn Ebî Şeybe; Katâde'nin görüşünü Abdurrazzâk; Hammâd'mkini Ebû Hanîfe'den olmak üzere yine Abdurrazzâk mevsûlen rivayet etmişlerdir (Kastallânî). Yânî bu âlİm.ler, ramazân gündüzünde bilerek oruç bozanlar hakkında, üzerine keffâretsiz bir gün oruç kazası vâcib olduğuna kaail olmuşlardır. İbn Battal dedi ki: Ben Buhârî'nin isimlerin i zikrettiği bu tabiî âlimlerinin bu konudaki kavilleri ne, musannaf kitâblarında baktım; onların keffâretin düşmesi kaville- ^jjğjği lu 42-.......Âişe (R) şöyle diyordu: Peygamber'e bir adam geldi de, kendini kinaye ederek: — O yanmıştır, dedi. Peygamber ona: — "Senin neyin var (hâlin nedir)'?" diye sordu. O zât: — Ramazân gündüzünde bilerek eşime isabet ettim (yânî cinsî münâsebet yaptım), dedi. Bu arada Peygamber'e "Arak" denilen bir mıktel (yânîzenbile benzer bir sepet) içinde hurma getirildi . Peygamber: — "O yama kişi nerededir?" diye sordu. O adam: — Benim; buradayım, dedi. Peygamber (S): — "Bu hurmaları (altmış fakire) sadaka yap!" buyurdu90 . rini görmedim. Bu keffâret düşmesi kavilleri yalnız yemek suretiyle oruç bozan hakkındadır. Cinsî münâsebet suretiyle oruç bozan hakkında değildir. Onlar nazarında yemek ve cima' etmek, keffâretin düşmesinde müsâvî olması da muhte-mil olur. Çünkü yemekten, içmekten, cimâ'dan olsun oruç bozan şeye fıtr ismi vâki' olur. Onun fâüi bunun muftırı yânî orucunu bozucudur .. (Umdetu'l-Kaarî). 90 Hadîsin başlığa delîlliği "Ramazânın gündüzünde eşime isabet ettim" sözünde-dir ki, o, bu sözüyle cinsî münâsebeti kasdetmiştir. el-Mikteî: Onbeş sa' alır zenbile tenir; el-Arak:... Hurma yaprağından Örülmüş zenbile denir (Kaamûs Ter.). Altmış fakire sadaka edileceği bundan sonra gelen Ebû Hureyre hadîsinde açıkça bildirilm iştir. Her bir fakire bir müdd verilir ki, bu, sâ'ın dörtte biridir. Bu altmış fakire verilmesi keffâreti, köle âzâdıve iki ay zincirlem e oruç tutmaktan acizlik hâlinde uygulanac ak keffârettir. 30- BÂB: ORUÇLU, KEFFÂRET YAPACAĞI HİÇBİRŞEYİ YOK İKEN RAMAZÂN GÜNDÜZÜNDE BİLEREK CİNSÎ MÜNÂSEBET YAPAR DA BU ARADA KENDİSİNE SADAKA VERİLİRSE, O BUNU KEFFÂRET' YAPSIN 91 43-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Bizler Peygarnbe r'in yanında oturmuş bulunduğumuz sırada O'na bir-kimse geldi de: — Yâ Rasûlallah, helak oldum! dedi. Rasûlullah ona: — "Sana ne oldu ki?" diye sordu. O kimse: — Oruçlu olduğum hâlde kadınımın üzerine düştüm (yânî onunla cinsî münâsebet yaptım), dedi. , Rasûlullah (S): ı — "Hürriyete kavuşturacağın bir köle bulabilir misin?" buyurdu. O zât: — Hayır (bulamam), dedi. Rasûlullah: — "Öyle ise iki ay zincirlem e oruç tutmaya gücün yeter mi?" diye sordu. O zât: — Hayır, buna güç yetiremem, dedi. Rasûlullah: — "Altmış yoksulu doyurmak yolunu bulabilir misin?" buyurdu. 91 Bu başlıkta şiddetli fakirliğin keffâreti düşürmeyeceğine işaret vardır. IHINI ı O zât: — Hayır (bulamam), dedi. Ebû Hureyre dedi ki: Peygamber bir süre bekledi. Bizler de bu bekleyiş üzerinde iken Peygamber'e içinde hurma dolu bir arak getirildi . Arak, mıktel demektir. Peygamber: — "O mes'ele soran kimse nerededir?" buyurdu. O zât: tJ — Benim (buradayım diye ayağa kalktı). Peygamber: lt£ — "Bu hurmayı al da yoksullar a sadaka eti" buyurdu. ft O adam: — Benden daha fakîr olana mı vereceğim, yâ Rasûlallah? Allah'a yemîn ederim ki, Medine'nin iki kara taşlığı arasında benim ev halkımdan daha fakîr bir ev halkı yoktur, dedi. Râvî: İki lâbe ile, iki kara taşlığı kaşdediyor, demiştir. Bu sözü üzerine Peygamber, köpek dişleri meydana çıkıncaya kadar güldü. Sonra da o zâta: — "Haydi bu hurmayı (al da) ailene yedir!" buyurdu 92. 31- RAMAZÂN GÜNDÜZÜNDE CİNSÎ MÜNÂSEBET YAPAN ORUÇLU, AİLE FERDLERİ MUHTÂC BULUNDUKL ARINDA KEFFÂRET ERZAKINDA N KENDİ AİLESİNE YEDİRİR Mİ BABI 93 92 Hadîsin başlığa delîlliği meydandadır. Çünkü "Ben oruçlu iken bilerek kadınımın üstüne düştüm" sözü cinsî münâsebetten ibarettir . İki lâbe, Medine'yi çevreleyen iki dağdır. Uhud'la Âir dağlarına Löbetân denilir. Bu iki dağ arasındaki sahaya Medîne Haremi denildiği Hacc Kitâbı'nda i îzâh edilmişti. i Bu hadîste kadın hakkındaki hüküm bildirilm ediğinden, bu sükût ile ihti- câc eden Şafiî ve Dâvûd Zahirî, kadın ile erkeğin ikisine, yalnız bir keffâret lâzım gelir, demişlerdir. Ebû Hanîfe, Mâlik ve Ebü Sevr'e göre kadının i'tirâzsız itaati hâlinde, erkek gibi kadına da ayrıca keffâret lâzım gelir. : Bir de bu hadîste dîn mürşîdlerine dîni öğretmekte izlenecek en güzel yol gösterilmiştir. Dîn âlimlerinin güler yüzlü olmaları, muhâtablarını yumuşaklıkla dîne ısındırmaları öğretilmiştir. Nitekim Peygamber tanımadığı bir bedeviye sert olmayarak şer'î cezaları sırasıyle saymış ve aldığı olumsuz cevâbların bey-yinelerini aramamıştır. Bununla diyânî işlerde semahat ve genişlik yolunun tutulması öğretilmiştir. 93 Buharı, suâlin cevâbını, hadîs metninde verilen cevâbla yetindiği için, zikretme-miştİr. 44-.......Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Bir adam Peygamber'e geldi ve: — Kavmin en gerisinde olan bu insan ramazân gündüzünde kadınının üstüne düştü, dedi. Peygamber ona: — "Bir köleyi hürriyetine kavuşturacak imkânı bulabilir misin?" buyurdu. O zât: — Hayır (bulamam), dedi. Peygamber: — "Öyle ise zincirlem e iki ay oruç tutmağa güç yetirebil ir misin?" buyurdu. O zât: — Hayır (güç yetiremem), dedi. Peygamber: — "Altmış fakiri doyurabil eceğin birşey bulabilir misin?" buyurdu. O zât: — Hayır (bulamam), dedi. .Ebû Hureyre dedi ki: Bu sırada Peygamber'e içi hurma dolu bir arak getirildi . O zebbîl yânı zenbil denilen kabdır. Peygamber o şahsa: el-Mahâvîc; muhtâc'ın cem'i olarak muhtaçlar demektir. Fakat çok ihti-yâclı ma'nâsına olan Mihvâc'm cem'i de olması muhtemild ir. Fakirlikt e mübalağa İçin âlet İsmi sîgası getirilir (Aynî). Bu başlık ile bundan önceki arasında zıdlık yoktur. Çünkü önceki başlık, içinde "Oruçlu hiçbirşeyi yokken cima' ettiği ve kendisine sadaka verildiğinde bunu keffâret yapsın" sözü bulunduğu için, çok fakır olmanın, zimmetten kef-fâreti düşürmeyeceğini bildirmiştir. İkinci başlık ise keffâret etme hususunda kendisine izin verilen kişinin keffâreti kendisine tasarruf edip etmiyeceği hakkında tereddüd ortaya koymuştur... (İbn Hacer). — "Bu hurmayı kendinden keffâret olmak üzere fakirlere yedir" buyurdu. O zât: — Bizim aileden daha muhtâc olanlara mı? Medine'nin iki lâ-besi, iki kara taşlık nahiyesi arasında bizim ailemizde n daha muhtâc bir ev halkı yoktur, dedi. Peygamber: — "Öyleyse bunu kendi ailene yedir!" buyurdu 94. 32- ORUÇLU İÇİN KAN ALDIRMANI N VE KUSMANIN HÜKMÜ BABI Buhârî dedi ki: Ve bana Yahya ibn Salih söyledi: Bize Muâviye ibn Sellâm tahdîs edip şöyle dedi: Bize Yahya ibn Ebî Kesîr, Umer ibnu'l-Hakem ibn Sevbân'dan tahdîs etti. O, Ebû Hureyre'den işitmiştir. Ebû Hureyre: Oruçlu, ihtiyârsız olarak kustuğu zaman orucu bozulmaz. Çünkü kusmak çıkarmaktır; girdirmek değildir, demiştir 95. 94 "Onu ailene yedir" sözü, başlıktaki soruya cevâb ve delîl olmuştur. 95 Bu hadîs, buradaki senedle merfû*dur. 1808/Sahîh-i Buhârî ve Tercemesi Ve yine Ebû Hureyre'nin: Oruçlu, kusarsa orucu bozulur, dediği zikrolunu yor. Birincisi (yânî kusmak orucu bozmaz rivayeti) daha sahihtir 96. İbn Abbâs ile İkrime de: Oruç, içeri giren şeylerden kendini tutmaktır; dışarı çıkan şeyden kendini tutmak değildir, demişlerdir 97. Ve İbn Umer oruçlu iken gündüzleyin kendinden kan aldır ir di. Sonra gündüzleyin kan aldırmayı terketti de, artık geceleyin kan aldırır oldu 98. Ebû Mûsâ da geceleyin kan aldırırdı". Ve Saıdibn Ebî Vakkaas'ın Zeyd ibn Erkam'ın, Um mü Seleme'nin de oruçlu oldukları hâlde kendileri nden kan aldırdıkları zikrolunu yor 10°. Ve Bukeyr, Alkame'nin anası Mercâne'nin: Biz Aişe'nin yanında kendimizd en kan aldırdık da Aişe bizleri bundan nehyetmed i, dediğini söylemiştir 101. Hasen Basrî'den; o da birçok kimselerd en: Şeddâd ibn Evs'ten, Usâme ibn Zeyd'den, Ebû Hureyre'den, Sevbân'dan, Ma'kıl ibn Yesâr'dan Peygamber'e yükseltilmiş olarak: Kan alan da, kan aldıran da oruçlarını bozdu, dediği rivayet olunuyor 102. Buharı dedi ki: Ve bana Ayyaş söyleyip şöyle dedi: Bize Abdu'1-A'lâ tahdîs edip şöyle dedi: Bize Yûnus, Hasen'den bunun benzerini tahdîs etti.Hase n'e: Söylediğin bu söz (yânî, kan alan ve aldıran orucu bozdu sözü) Peygamber'den mi? denildi de, Hasen: Evet, dedi. 96 Buhârî, Ebû Hureyre'nin ikinci sözünü et-Târîhu'l-Kebîr'mde: "Kim oruçlu iken kusmak kendine galebe-ederse, üzerine kaza yoktur; eğer kendisi kusmak isterse kaza etsin" lâfzıyle rivayet etmiştir. Lâkin Buhâri bunu zaîf sayıyor. Bunu dört Sünen sâhibleri de rivayet etmişlerdir. Tİrmizî: İlim ehli indinde amel bunun üzerinedir, demiştir. Kusuğün az veya çok olmasının farkı yoktur, ihtiyâr-sız ağız dolusu kusmak da, azı gibi orucu bozmaz. .97 tbn Abbâs ile İkrime'nin bu sözlerini İbn Ebî Şeybe rivayet etti. 98 îbn Umer'in bu fiilîni İmâm Mâlik el-Muvatta'da rivayet etti. 99 Ebû Musa'nın bu fiilini İbn Ebî Şeybe rivayet etti. 100 Bunlardan Saîd'in fiilini İmâm Mâlik ve İbn Abdi'1-Berr; Zeyd'inkini Abdur-razzâk; Ümmü Seleme'ninkini İbn Ebî Şeybe rivayet etmişlerdir. 101 Bukeyr'in haberini Buhârî et-Târîh'indt rivayet etti. 102 Bu sahâbîlerin merfûan rivayet ettikleri bu haberi en Nesâî birçok tarîklerden tahrîc etmiştir. Sonra bu kesin söylemesinin ardından tereddüd ederek: Allah en bilendir, dedi103. 45-....... İbn Abbâs(R)'tan (o, şöyle demiştir): Peygamber (S) ihrâmlı iken kendisind en kan aldırdı, Peygamber, oruçlu iken de yine kendisind en kan aldırdıI04. 46-.......tbn Abbâs (R): Peygamber (S) oruçlu iken kendisind en kan aldırdı, demiştirI05. 47- Bize Âdem ibn Ebî Iyâs tahdîs edip şöyle dedi: Bize Şu'be. tahdîs edip şöyle dedi: Ben Sabit el-Bunânî'den işittim; o, Enes ibn Mâlik'e: 103 Buhârî bunu et-Tdrfh'inde; Beyhakî de kendi tarîkinden rivayet etmiştir. (Bu haşiyeler Kastallânî ve diğerlerindendir.) 104 Bu İbnAbbâs hadîsi, Hasen Basrî'nin rivayet ettiği "Kan alan da, kanı alınan da orucu bozdu" hadîsini nesh edicidir. Çünkü hadîsin bâzı tarîklerinde bunun Veda Haccı'nda olduğu gelmiştir. Bu hadîs, Hasen Basrî'nin rivayetin e muarızdır. Bunun İçin bir kısım âlimler bu İbn Abbâs hadîsinin "Kan aldırmak, hem kan alıcının,"hem de kanı alınanın orucunu bozar" hadîsini-nesh ettiğine kaail olup, kan aldırmanın orucu bozmayacağını kabul etmişlerdir. Atâ ibn Yesâr, Kaasım ibn Muhammed, Zeyd ibn Eşlem, İbrahim Nahâî, Sufyân Sevrî, Ebu'l-Âliye, Ebû Hanîfe, Mâlik, Şafiî, kan aldırma ne kan alıcının, ne de kanı alınanın orucunu bozmaz demişlerdir. Atâ ibn Ebî Rebâh, Evzâî, Mesrûk, Muhammed ibn Şîrîn, Ahmed ibn Han-bel de bozacağı görüşündedirler (Vmdeiu'l-Kaarî). 105 Bu da İbn Abbâs hadîsinin başka bir tarîkidir. 181Ö/$ahîh-i Buhârî ve Tercemesi i—Siz oruçlu için kan aldırmayı kerîh görür müydünüz? diye soruyordu . Enes: — Hayır, yalnız oruçluyu zaîf düşüreceği için hoş görmem, dedi 106. Râvîlerden Şebâbe şunu ziyâde edip dedi ki: Bize Şu'be ibn Hac-câc bu hadîsi "Peygamber zamanında" kaydıyle tahdîs etti 107. ! ı i 3- YOLCULUKT A ORUÇ TUTMA VE ORUÇ TUTMAMA(NIN ' l HÜKMÜ) BABI 48-.......Abdullah ibn Ebî Evfâ (R) şöyle demiştir: Bizler Ra- sûlullah ile beraber (ramazân içinde) bir seferde bulunduk. Rasûlul-lah birisine (yânı Bilâl'e): — "İn de benim için sevîk karıştır!" buyurdu. Bilâl:. — Yâ Rasûlallah^ güneş (yânı güneşin nuru) bakîdir, dedi. Rasûlullah tekrar:' — "İn de bana sevîk bulamacı yap!" buyurdu. Bilâl yine:' 106 Böyle olunca hadîs her ne kadar nesh edilmiş de olsa, kan aldırmak bedeni zaîf düşüreceğinden, bedenleri zayıflatmaktan sakınmak ve bunun orucu bozup bozmayacağı hususunda ki ihtilâftan kurtulmak için, daman yarıp kan çıkarmak gibi, bunun da terkedilm esi mendûb olur (Kast.allânî). 107 Bu, Şebâbe hadîsinin isnâd ve metinde Âdem hadîsine uygunluğuna iş'âr eder. Ancak Şebâbe, bunda hadîsin merfû'luğunu te'kîd eden şeyi ziyâde etmiştir (tbn Hacer). — Yâ Rasûlallah, daha güneş var! dedi, Rasûlullah üçüncü defa: — "İn de benim için sevîk karıştır!" buyurdu. Bunun üzerine Bilâl (devesinde n) indi ve Rasûlullah için sevîk buladı. Rasûlullah o bulamacı içti de sonra elini şu doğu tarafa atıp işaret etti, sonra: — "Gecenin bu doğu taraftan belirdiğim gördüğünüzde, oruçlunun iftar vakti girmiştir" buyurdu 108. Bu hadîsin aslım Ebû İshâk eş-Şeybânî'den rivayet etmekte Ce-rîr ibn Abdilhamîd ile Ebû Bekr ibn Ayyaş, râvî Sufyân ibn Uyey-ne'ye mutâbaat etmişlerdir 109. 49-....... Âişe(R)'den (o, şöyle demiştir): Hamza ibn Amr el- Eslemî: Yâ Rasûlallah, ben arka arkaya oruç tutuyorum, dedi no. 50-.......Peygamber'in zevcesi Âişe(R)'den (o, şöyle demiştir): Hamza ibn Amr el-Eslemî, Peygamber'e: 108 Bu hadîsten yolculukt a ramazân orucunu tutmanın, tutmamakt an daha faziletli olduğu hükmü çıkarılmıştır. Çünkü hem Rasûlullah ramazânda sefer hâlinde oruçlu bulunmuş, hem de Yüce Allah "Oruç tutmanız sizin için (yemenizde n ve fidye vermenizd en) daha hayırlıdır, bilirseni z" (el-Bakara: 184) buyurmuştur... (Kastallânî). Hadîste inip de sevîk karıştırılması emredilen kimsenin Bilâl olduğu Ebû Dâvûd ile İbn BeşkuvaPm rivayetle rinde apaçık gelmiştir. Bilâl güneşin kursu gâib olsa bile nuru ve ışığının bakî olmasını İftara mâni'dir zannettiği İçin, Ra-sûfullah'a iki kerre bunu söylemiş, Rasûlullah da her defasında bunun oruca zarar vermeyeceğini bildirmiş demektir. Nihayet doğu taraftaki ufukta karanlığın belirmesi, iftar vaktinin girmesi demek olduğunu öğretmiştir. 109 Buhârî Cerîr'in hadîsini Talâk'ta; Ebû Bekr ibn Ayyâş'm hadîsini de "İftarı erken yapmak bâbr'nda mevsûlen rivayet etmiştir. 110 Hadîsin başlığa uygunluğu, arka arkaya oruç tutmanın yolculukt a da oruç tutmayı şâmil olması cihetinde ndir. Nitekim~hazarda da aslolan oruç tutmaktır (Aynî). — Ben yolculukt a oruç tutayım mı? diye sordu. Bu zât çok oruç tutardı. Rasûlullah (S): — "İstersen oruç tut, istersen ye!" buyurdu m. i34j- BÂB: İNSAN RAMAZÂNDAN BİRKAÇ GÜN ORUÇ TUTSA, SONRA YOLCULUK ETSE? U2 51-....... İbn Abbâs(R)'tan (o, şöyle demiştir): Rasûlullah (S) Mekke fethi seferine ramazân ayında çıktı. Tâ Kedîd mevkiine ulaşıncaya kadar oruç tuttu. Orada iftar etti, O'nun beraberin de insanlar da iftar ettiler11 3. 111 Bu, aynı hadîsin İkinci tarîkidir ve daha tafsîllidir. Bu babın hadîslerinden âlimler üç türlü hükme varmışlardır: Birisi seferde oruç tutmanın daha faziletli olduğu hükmüdür ki, baş taraftaki hadîsin haşiyesinde delîlİ ile birlikte belirtilm iştir. Esved ibn Yezîd, Ebû Hanîfe bu ictihâdda-dır. İkincisi seferde oruç tutmamanın kuvvet sebebi olduğu için daha faziletli olduğudur. Umer ibn Abdilazîz, Şa'bî, Katâde, Muhammed İbn Alî, Şafiî, Ah-med, İshâk bu görüştedirler. Üçüncüsü de, yolculukt a oruç tutmak ve tutmamakt a yolcu muhayyerd ir, görüşüdür. Bu üçüncü görüşe babın son hadîsi açıkça delâlet etmektedi r. îbn Abbâs, Enes, Ebû Saîd, Saîd ibn Müseyyeb, Atâ, Saîd ibn Cubeyr, Hasen Bas-rî, Nahaî, Mücâhid, Evzâî, Leys ibn Sa'd bu görüştedirler (Özetle, Umdetu'i-Kaarî, V, 365-366). 112 Yânı oruç yemek mübâh olur mu olmaz mı? Buhârîizânm cevâbını, bâbda zikredile nle yetinerek, söylememiştir. 113 Hadîsin başlıktaki soruya cevâblığı, Peygamber'in Mekke'yi feth için yola çıktığı, birkaç gün oruç tutup, sonra orucu tutmamasındadır. Rasûlullah fetih gazasına ramazânın yirmisine tesadüf eden çarşamba günü ikindiden sonra çıkmıştı. Zu'1-Huleyfe civarındaki Salsâl Dağı'na geldikler inde Rasûlullah tarafından ordu içinde "Oruç tutmak isteyenle r oruç tutsun, tutmak istemeyen ler de tutmasın" diye nida ettirildi . Kedîd mevkiine geldikler inde de ikindiden sonra Rasûlullah herkes tarafından görülmek üzere devesi üzerinde orucu bozmuş, sahâbîler de bozmuşlardır (Umdetu'l-Kaari). Bu oruç ' bozmanın ikindiden sonra olduğu Müslim'de de tasrîh edilmiştir. Câbir'den gelen rivayette ona denildi ki, sahâbîlere oruç çok ağır geldi. Ancak sahâbîler ne Ebû Abdillah el-Buhâri: el-Kedîd, Usfân ile Kadîd arasında bir sudur, dedi114. 52-.......Ebu'd-Derdâ (R) şöyle demiştir: Biz Peygamber(S)'in maiyyetin de onun seferleri nden birisine (ramazânda) sıcak bir günde çıktık. O kadar ki, insan sıcağın şiddetinden elini başı üzerine koyuyordu . İçimizde Peygamber ile İbnu Revâha'dan başka oruçlu kimse yoktu 115. 35- PEYGAMBERİSİN. SICAK ŞİDDETLİYKEN GÜNEŞ ÇARPMIŞ DA gölgelendirilen KİMSE İÇİN "Seferde oruç tutmak hâlis ibâdet cümlesinden değildir" Sözü babı yapılacağını bekliyorl ardı. Rasûlullah ikindiden sonra bir kadeh su istedi... Bu hadîste yolcunun ramazânın bir kısmım tutması, bir kısmını tutmamasının cevazı hükmü vardır. 114 Buhârî'nin bu tefsîri Magâzî'de diğer bir tarîkten mevsûlen gelecek hadîsin içindedir. el'Kedîd, Medine'den yedi merhale, Mekke'ye iki merhale uzaklıkta bir yerdir. Usfân, Mekke'ye 48 mil uzaklıkta büyük bir köydür. Kadîd, Mekke yakınında bir yerdir. 115 Hadîsin başlığa cevâblığı meydandadır. O da yolculukt a oruç tutmak ve tutmamak şıkları mübâh olmayaydı, Peygamber ve İbn Revâha oruç tuttukları zaman sahâbîler oruç yemezlerd i (Aynî). I 53-....... Câbir ibn Abdillah (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) |bir seferde idi. Bir ara halkın izdihamını ve üzerine güneşe karşı göl-jgelik tutulmuş bir kimse gördü ve: — "Bu nedir?" diye sordu. ! Sahâbîler: ^ j — Oruçludur, dediler. ■ >'J ! Bunun üzerine Rasûlullah (S): i. — "Seferde oruç tuîmük birr (yânî hâlis ibâdet) cümlesinden \değildir" buyurdu 1I6. - £ ■ IİİU : 36- BÂB: PEYGAMBERİN SAHÂBÎLERİ SEFERDE ORUÇ TUTMAK VE TUTMAMAK HUSUSUNDA BİRBİRLERİNİ AYIPLAMAD ILAR 54-.......Enes ibn Mâlik (R): Bizler Peygamber'in beraberin de yolculuk ederdik de, oruçlu olan oruç tutmayanı ve oruç tutmayan da oruç tutanı ayıplamazdı, demiştir ıı1. 116 Başlık hadîsin bir parçası olduğu için delîlliği açıktır. Bu hadîsi Müslim de rivayet etmiştir. Müctehİdler oruçlu olarak yola çıkan kimsenin o günkü orucunu tamamlama sının kendisine vâcib olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir. Ancak bilerek orucunu bozduğu yâhud bozulmasını mûcib olacak bir fiil işlediği takdirde, üzerine keffâretin vâcib olmasında ihtilâf etmişlerdir. Mâlikîler, Hanefîler ve Hanbelîler'e göre böyle kimsenin oruç bozması haram olur, eğer bozarsa üzerine keffâret değil, de kaza lâzım gelir... (Feyzu'l-Gafför... I, 143-144). 117 Hadîsin başlığa delîlliği meydandadır. Çünkü başlık hadîsin bir bölümünden ibarettir . Sahâbîlerin yolculuk esnasında kendisind e kuvvet bulan oruç tutar, bulmayan da oruç tutmazdı. Her iki grup da bu fiillerin den dolayı birbirler ini ayıplamazlardt. 37- YOLCULUK SIRASINDA İNSANLAR KENDİSİNİ GÖRMELERİ (VE ONA UYMALARI) İÇİN ORUCUNU BOZAN KİMSE BABI 55-.......İbn Abbâs (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) Medine'den (fetih için) Mekke yönünde yola çıktı. Yolda tâ Usfân mevkiine varıncaya kadar oruç tuttu. Sonra bir mikdâr su istedi. Su dolu kabı, insanların kendinin bu fiilini görmeleri için, iki elinin uzanabild iği kadar yukarıya kaldırdı ve onu içip orucunu bozdu. Nihayet Mekke'ye geldi. Bu, ramazân ayında idi118. İbn Abbâs şöyle der idi: Rasûlullah (S) seferde oruç tutmuş, bazen de tutmamıştır. Sahâbîlerden de isteyen seferde oruç tutmuş, isteyen de tutmamıştır 119. 118 Hadîsin başlığa uygunluğu "Sonra Peygamber su istedi; onu insanların kendisini görmeleri için ellerinin uzandığı yere kadar yükseltip orucunu bozdu" söz- . lerindedi r. Peygamber ancak insanların kendisini görmeleri ve kendisine uymaları yânî oruçlarını bozmaları için bu seferde böyle orucunu bozmuştur. Çünkü oruç sahâbîier.e zarar vermekte idi. Düşmanla karşılaşıp harb etmek durumu da vardı. İşte bu sebeble Peygamber "Allah size kolaylık diler, size güçlük istemez'\e\-Bakara: 185) kavline tutunarak, onlara rıfkı ve kolaylaştırmayı istemiştir. Bu hadîs 55 rakamıyle de geçmiş ve bâzı açıklamalar orada verilmişti. 119 İbn Abbâs bu haberi diğer sahâbîlerden öğrenmiştir. Çünkü kendisi o zaman Mekke'de bulunuyor du. Peygamber'in ve sahâbîlerin duruma ve isteğe göre kâh oruç tutup, kâh tutmamala rı, bir görüşe göre efdaliyet i değil, cevazı ifâde etmektedi r. 38- BÂB: "Oruca takat getirenle r üzerine (eğer oruç tutmazlar sa) bir fidye vardır" (d-Bakara: 183) 12°. İbn Umer ile Seleme ibnu'1-Ekva': Bu fidye âyetini, bundan bir âyet sonra gelen şu âyet nesh etti, demişlerdir m; "0 ramazân ayı ki insanları irşâd için hakk furkaanı, hidayet delili beyyinele r hâlinde, Kur'ân onda indirildi . Onun için sizden her kim bu ay hazarda ise onda oruç tutsun, kim de hasta yâhud seferde ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerden kaza etsin. Allah size kolaylık diliyor, zorluk istemiyor . Hem buyuruyor ki, sayıyı ikmâl eyleyesin iz de size hidâyet buyurduğu vech üzere Allah yı tekbir ile ululayasınız ve gerek ki (el-Bakara: 185) f22. 120 Burada itâka, yâ istitâa yânî takat getirmek veya tatvîk yânî takat getirmeme k ma'nâsına olacaktır. İstitâa ma'nâsına olursa "Gücü yetenler oruç tutmadıkları takdirde fidye versinler" demek olur ki, muhayyer vucûb İfâde eder ve oruç tutmak muraccah olur. İtâkaya bu ma'nâ verilirse "Sizden her kim ramazân ayında hâzır bulunursa, onda oruç tattım "(el-Bakara:185) emrinin ıtlak ve ten-cîziyle mensûh olduğunda şübhe yoktur. Bunun için bu tefsire kaail olanlar, bunun mensûh olduğunda ittifak etmişlerdir... (Hakk Dîni, I, 633). Bu fidye-hükmü, Medine devrinin başlarında idi; isteyen oruç tutar, isteyen fidye verirdi, sonra gücü yetenler hakkında bu muhayyerl ik kaldırıldı (Kas-tallânî). 121 İbn Umer'in rivayeti 57 rakamıyle bu bâbda gelecekti r. Seleme ibnu'l-Ekva'nın' rivayetin i ise Buhârî, Tefsir Kitâbi'nda mevsûlen rivayet etmiştir. 122 Ayet burada, yukarıdaki oruç veya fidye verme muhayyerl iğini nesh edici âyet olduğunu göstermek için getirilmiştir. Bâbdaki hadîsler ve açıklamalarıyİe bu hususta kâfi bilgiler verilmiştir. Âyetin tefsiri, Tefsir Kitâbi'nda geniş olarak gelecekti r. 56-.......İbn Ebî Leylâ tahdîs edip şöyle dedi: Bize Muhammed'in sahâbîleri şöyle tahdîs ettiler: Ramazân orucu nazil oldu. Bu onlara ağır geldi. Oruç tutmaya takat getirenle rden kimisi oruç tutmayı bıraktı da hergün bir fakîri doyurur oldu. Çünkü bu hususta kendileri ne ruhsat verilmişti. Müteakiben oruç tutmaya gücü yetenleri n bu fidye verme ruhsatını "Oruç tutmanız sizin hakkınızda (yemenizde n ve fidye vermenizd en) daha hayırlıdır, eğer bilirseni z" (el-Bakara: i84> âyeti nesh edip kaldırdı da (mukîm ve kuvvetlil erin) hepsi oruç tutmakla emro-lundular123. 57-.......Nâfi' şöyle demiştir: İbn Umer (R) "Fidyetun taâmu mesâktne = Miskinler in taamı olan fidye" şeklinde cemi' olarak okudu da: Bu fidye âyeti neshedilm iştir, dedi124. 123 îbn Ebî Leylâ, Muâz ibn Cebel'den şunu rivayet etmiştir: "Peygamber (S) Medine'ye geldiği zaman âşûrâ günü ve bir de her aydan üç gün oruç tutmuş idi. Sonra Allah ramazân orucunu farz kıldı. "Ve ale'llezîne yutîkuneku"y& kadar ulaştı. Bunun üzerine dileyen oruç tutuyor, dileyen bir fakîr doyuruyor du. Daha sonra sahih, mukîm olanların hepsine oruç tutmak farz kılındı ve doyurmak ancak oruç tutmaya kuvveti olmayan, çok ihtiyar kimseler hakkında sabit kaldı, da, Allah ' 'Sizden hasta olur yâhud bir yolculuk üzerinde bulunursa ..." âyetini indirdi" (Beyhakî, Ebû Nuaym, Ebû Dâvûd). Yine İbn Ebî Leylâ rivayet etti ki: Rasûlullah Medine'ye geldiği zaman her. aydan üç gün tatavvu'an ve farz olmayarak oruç tutmalarını emretmiş idi. Sonra ramazân orucu farz oldu. Hâlbuki o zaman kavim henüz oruca alışmamış idi; oruç kendileri ne pek şiddetli, pek güç geliyordu . Binâenaleyh tutamayan, bir fakîr doyuruyor du. Bundan sonra "Sizden her kim ramazân ayına şâhid olursa, onda oruç tutsun" âyeti İndi. Binâenaleyh ruhsat ancak hasta ve yolcuya münhasır kaldı ve hepimiz oruç tutmaya me'mûr olduk" (Keza). 124 Buhârî bu rivayetle, babın başında ta'lîk suretinde verdiği İbn Umer'in sözünü senedleme k ve mevsûlluğunu göstermek istemiştir. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi bu mensûhiyet yalnız sahih ve mukîmlerin fidye vermeleri nin neshine münhasırdır. Yaşlılar, oruç tutamayac ak devamlı zaîfler hakkında mensûh değil, hüküm bakîdir. Nitekim bunun Öyle âciz kimseler hakkında mensûh olmadığını İbn Abbâs da açıkça belirtmiştir: "Bu âyet mensûh değildir. Oruç tutmaya kuvveti olmayan yaşlı erkek ve kadın hakkındadır. Bunlar her gün için bir fakîr doyururla r" {Buhârî). Âyetteki "Miskîn"i müfred olarak okuyan birinci kıraate göre, her orucun fidyesi; mesâkin şeklindeki cemi' okuyuşa göre mecmûunun fidyesi anlaşılır. Bir fakir taamı şer'an sâ' denilen ölçek ile buğdaydan yarım ölçek; arpa, hurma, kuru üzüm vesâireden bir ölçektir. Bir sâ', şer'î dirhem ile binseksen dirhemdir . Şer'î dirhem, on'u yedi miskal gelen-ve vezni sebi' denilen dirhemdir ki, bizim şimdiki dirhemler imizden iki kırat kadar küçüktür. Binâenaleyh 39- BÂB: RAMAZÂN ORUCUNUN KAZASI NE ZAMAN YERİNE GETİRİLİP ÖDENİR? İbn Abbâs, Yüce Allah'ın mutlak olan "Tutamadığı günler sayısınca başka günler tutar" (ei-Bakam: i84i85) kavlinden dolayı, kaza oruçlarının ayrılmasında, yânî aralıklı tutulmasında be's yoktur, demiştir I25. Saîd ibn Müseyyeb, üzerinde ramazân borcu olduğu hâlde zu'1-hiccenin ilk on günü orucunu soran hakkında: Ramazânın kazasını ödemedikçe bunu tutmak doğru olmaz, demiştir 12Ğ. İbrâhîm Nahaî: Ramazân kazasını ödemekte gecikip de nihayet diğer ramazân gelirse, ikisini de tutar demiş ve o kişi üzerine yedirmeyi re'y etmemiştir !27. Ebû Hureyre'den mürsel olarak zikrolunu r ve İbn Abbâs'tan da zikr olunur ki, o, diğer ramazâna kadar borcunu ödeyemeyen kişi, tutamadığı her bir gün yerine, bir fakire (bir müdd) yedirir, demiştir İ2S. yarım sâ' buğday, onaltı kıratlık örfî dirhem ile bir okka yetmişikibuçuk dirhem demektir. Demek ki İslâm şerîati nazarında en fakır bir kimsenin iki öğün i'tibâriyle günlük yemeği budur. Bu mİkdâr, fitr sadakası vesâir keffâretlerde esâstır. Ancak bu hesâb fıtr sadakası gibi fakirin eline aynen veya kıymeten temlik takdirind edir. Çünkü bilfiil ibâha ile doyurulma k istenildiği zaman bir fakirin iki öğünde doyabilme si kadar yemesi mu'teberdİr ki, insanına göre daha az veya daha çok olabilir. .. {Hakk Dînî, I, 631). 125 İbn Abbâs'm bu sözünü Abdurrazzâk, Ma'mer'den; o da Zuhrî'den olmak üzere rivayet etmiştir. Çünkü mutlakın hükmü, ıtlâkı üzere cereyan etmektir. Ayrılmağa da, ayrılmamağa da şâmildir. 126 Saîd ibnu'l-Müseyyeb'İn görüşünü İbn Ebî Şeybe rivayet etti. 127 İbrahim'in görüşünü Saîd ibn Mansûr rivayet etti. Ebû Hanîfe'nin mezhebi de budur. 128 Ebû Hureyre'ninkini Abdurrazzâkl tbn Abbâs'ınkini de Saîd ibn Mansûr ile Dâ-rakutnî rivayet ettiler. Buhârî dedi ki: Yüce Allah böyle kişi hakkında yedirmeyi zikretmed i, ancak mutlak olarak "Başka günler sayısınca tutar" buyurdu. 58-.......Ebû Seleme ibnu Abdirrahmân şöyle demiştir: Ben Âi- şe(R)'den işittim, o şöyle diyordu: Bazen üzerimde ramazân orucundan borç bulunduğu olurdu da ben bu kaza borcumu Ödemeye muktecür olamazdım, ancak şa'bân ayında Öderdim 129. Râvî Yahya ibn Saîd: Şuğl, yânî Âişe'ye mâni' olan iş, Peygam-ber'den yâhud da Peygamber'le ilgilenme k, sebebidir, demiştir.
40- HAYIZLI KADIN ORUCU VE NAMAZI BIRAKIR BABI Ve Ebu'z-Zinâd (133) dedi ki: Sünnetler ve hakkın vecihleri (yânî dînî işler) ekseriya re'yin (yânî aklın ve kıyasın) hilafı üzere gelir de, müslümânlar onlara uymaktan bir ayrılma ve çekinme bulamazla r. Hayızlının orucu kaza edip de namazı kaza etmemesi bu nevi' işlerdendir 13°. .129 Hadîsin başlığa uygunluğu, başlıktaki mübhemliği tefsir eder olması dhetinden-dir. Çünkü başlık "Ramazân kazası ne zaman ödenecek?" sorusu idi. Hadîs ise kaza orucunun herhangi vakit içinde ödeneceğine delâlet eder. Ancak ödeme ikinci ramazân girinceye kadar geri bırakılırsa Şafiî'ye göre üzerine fidye vâcîb olur. Bu husustaki görüş ayrılığını biraz önce zikretmiştik (Aynî). 130 Bu gibi işler yapılır, bunlardak i hikmet, akıl ve kıyas kavrayama sa da Şâri'e havale edilir ve onlarla i'tirâzsiz ibâdet olunur. ı Re'yin gereği oruç ile namazın hükümde müsâvî olmalarıdır. Çünkü bunların her ikisi de bir özürden dolayı terkedili r. İbâdettir. Lâkin kıyâsa muhalif olarak gelen dînî işlerde hikmet ciheti aranmaz da, onun işi Allah'a tevkîl edilir. Zîrâ Allah'ın fiilleri hikmetten boş değildir, fakat bunun çoğu insanlara gizli olur, akıllar, onları idrâk edemezler (Kastallânî). 59-....L Ebû Saîd el-Hudrî (R) şöyle demiştir: Peygamber (S): "Kadın hayız gördüğü zaman namaz kılmaz ve oruç tutmaz değil mi?" buyurdu. (Evet dediler.) Rasûlullah: "İşte bu da kadının dîninin eksikliğinden" cevâbını verdi 131. 41- ÜZERİNDE ORUÇ BORCU OLDUĞU HALDE ÖLEN KİMSE BABI Ve Hasen el-Basrî: Eğer onun adına otuz kişi bir gün-oruç tutsa caiz olur, demiştir 132. 60-.......Âişe(R)'den (o, şöyle demiştir): Rasûlullah (S): "Herhangi bir kimse üzerinde oruç borcu olduğu hâlde ölürse, bu ölünün velisi onun adına (niyâbeten) oruç tutabilir" buyurdu 133. Bu hadîsi Amr ibnu'l-Hâris'ten rivayet etmekte Muhammed ibn Musa'nın babasına Abdullah ibmı Vehb mutâbaat etmiştir. Ve yine 131 Başlığa delîlliği "Kadın hayız gördüğünde namaz kılmaz, oruç tutmaz" sözünden alınır. Başlık da namazı ve orucu bırakması hakkındadır. Bu hadîs, Hayız Kitâbı'nda "Hayızlımn orucu bırakması" bâbi'nda da geçmişti. Bu, o hadîsin kısaltılmış bir rivayetid ir (Aynî). 132 Başlık "Üzerinde oruç borcu varken ölen kimse adına bunu ödemek meşru' olur mu, olmaz mı?" Ve... meşru olursa bu ödeme yine oruç olarak mı, yoksa sadaka suretiyle mi olacaktır? gibi suâlleri ihtiva etmektedi r. Hasen'in sözü bu sorularda n birine müsbet cevâb olmuştur. Bunu Dâra-kutnî senediyle rivayet etmiştir. 133 Bu Âişe hadîsi, başlıktaki soruya aynı şekilde müsbet bir cevâb olmaktadır. n bu hadîsi Yahya ibnu Eyyüb da Ubeydulla h ibnu Ebî Ca'fer'den rivayet etmiştir 134. " 61- Bize Muhammed ibnu Abdirrahîm tahdîs edip şöyle dedi: Bize Muâviye ibnu Amr tahdîs edip şöyle dedi: Bize Zaide, el-A'meş'ten; o da Müslim el-Batîn'den; o da Saîd ibn Cubeyr'den; o da İbnu Abbâs'tan tahdîs etti ii, o şöyle demiştir: Peygamber ce bir adam geldi de: — Yâ Rasûlallah! Anam üzerinde bir ay oruç borcu varken öldü. Ben anam adına bu orucu kaza edebilir miyim? diye sordu. Rasûlullah (S): — "Evet, sen kaza et! Çünkü Allah 'a olan borç ödenmeye daha lâyıktır" buyurdu 135. 134 îbnu Vehb'in mutâbaatmı Müslim, Ebû Dâvûd ve diğerleri senediyle rivayet etmişlerdir. Yahya ibn Eyyûb'un rivayetin i de Beyhakî, Ebû Avâne, Dârakutnî, Bezzâr rivayet etmişlerdir. 135 Bu İbnu Abbâs hadîsi de başlıktaki birinci soruya açık bir cevâb teşkîl etmekte- Süleyman ibn Mıhrân dedi ki: Müslim el-Batîn bu hadîsi tahdîs ettiği sırada bizler üç kişi oturmuş olduğumuz hâlde, el-Hakem ibnu Uyeyne ve Seleme ibn Kuheyl ikisi de şöyle dediler: Biz Mücâhid ibn Cebr'den işittik, o bu hadîsi İbn Abbâs'tan zikrediyo rdu 136. Ve Ebû Hâlid el-Ahmer'den zikrolunu yor ki, o şöyle demiştir: Bize el-A'meş, el-Hakem'den, Müslim el-Batîn'den ve Seleme ibn Ku-heyl'den; onlar da Saîd ibn Cubeyr'den, Atâ ibn Ebî Rebâh'tan ve Mucâhid'den; bu son üçü de İbn Abbâs'tan tahdîs ettiler. İbn Abbâs şöyle demiştir: Bir kadırt Peygamber'e hitaben: Kızkardeşim öldü, dedi'137. Ve Yahya ibn Saîd ile Ebû Muâviye Muhammed ibn Hazım şöyle dediler: Bize el-A'meş, Müslim el-Batîn'den; o da Saîd ibn Cubeyr'-den; o da İbn Abbâs'tan tahdîs etti. İbn Abbâs: Bir kadın Peygam-ber'e hitaben: Annem Öldü dedi, demiştir138. Ve Ubeydulla h, Zeyd ibn Ebî Uneyse'den; o da el-Hakem ibn Uyeyne'den; o da Saîd ibn Cubeyr'den; o da îbn Abbâs'tan olmak üzere söyledi ki, İbn Abbâs: Bir kadın Peygamber'e hitaben: Annem, üzerinde bir adak orucu borcu olduğu hâlde öldü dedi, demiştir 139. Ve Ebû Harız dedi ki: Bize İkrime, İbn Abbâs'tan tahdîs etti ki, İbn Abbâs (R): Bir kadın, Peygamber'e hitaben: Annem, üzerinde onbeş günlük oruç borcu olduğu hâlde öldü dedi, demiştir 140. dir. Fakat bu cevazın tafsilind e ve tatbikatında yâni bu borç yine oruç olarak, yoksa sadaka şeklinde mi olacağı hususunda görüş ayrılıkları olmuştur. Bu ayrılıkları babın sonunda kısaca özetleyelim. Bu İbn Abbâs hadîsini Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce de rivayet etmişlerdir. 136 Bu İsnâdlann hâsılı şudur: A'meş bu hadîsi bir mecliste üç kişiden işitmiştir. Evvelâ Müslim İbnu'l-Batîn'den; o da Saîd ibn Cubeyr'den; sonra el-Hakem'den ve Seleme'den; onlar da Mücâhid ibn Cebr'den. 137 Bu isnâd da A'meş hadîsi üç şeyhden ve üç şeyhden herbiri de üç şeyhden rivayet ediyor. Bunu Tirmizî de rivayet etmiştir. 138 Yahya ile Ebû Muâviye'nin bu hadîsleri, Nesâî ve diğerlerinin rivayet ettikleri hadîslerdendir. 139 Ubeydulla h'm hadîsini Müslim de rivayet etmiştir. Arnned ibn Hanbel'deki rivayette Ebû Bişr bu adağın sebebini "Bir kadın gemiye bindi de bir ay oruç tutmayı adadı ve bunu tutamadan öldü" diye beyân etmiştir. 140 Ebû Harîz, Sîcistân kaadısıdır. Bu hadîsi İbn Huzeyme ve diğerleri senediyle rivayet etmişlerdir. Bu rivayetle rde bir kadın, bir adarru bir ay, İki ay ve onbeş gün şeklindeki ihtilâflar, vakıaların ayrı ayrı oluşlarına hamledili r. Bunların ortak noktası, ölü adına oruç tutmanın cevazıdır (Kastallânî). İmâm Şafiî bu hadîse dayanarak kadîm görüşünde borçlu bulunan ölünün nâmına velîsinin oruç tutmasına cevaz vermişti. Yeni görüşünde ise hiçbir kimsenin başkası hesabına oruç tutması caiz olmadığı, ancak Ölü nâmına sadaka verebilec eği içtihadında bulunmuştur ki, İmâm Ebû Hanîfe ve İmâm Mâlik'in 42- BÂB: ORUÇLUNUN İFTAR ETMESİ NE ZAMAN HALÂL OLUR? Ve Ebû Saîd el-Hudrî, güneşin kursu (yânı cirmi ve küresi) kaybolduğu zaman orucunu bozmuştur MI. 62-.......Umer ibnu'l-Hattâb (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu: "Gece şu taraftan (yânî doğu tarafından) yönelip geldiği, gündüz de şu taraftan (yânî batıdan) arkasına dönüp gittiği, güneş de battığı zaman oruçlu orucunu bozmuştur (yânî orucunu bozma vakti girmiştir)" 142. mezhebler i de böyledir. Şu kadar ki, bunlara göre ölünün vasiyeti üzerine sadaka verilir. Sadakanın mikdânna gelince, İmâm Şafiî ile İmâm Mâlik'e göre bir müdd, İmâm Ebû Hanîfe'ye göre buğdaydan yarım sâ\ diğer hububatta n bir sâ' ta-sadduk edilir. İmamların bu konuda dayandıkları naklî delillerd en birisi Peygamber'in "Hiçbir kimse başka birisi hesabına namaz kılamaz, fakat sadaka verir" hadîsidir (en-Nesâî, İbn Abbâs'tan.) Aklî delilleri de, orucun ve namazın bedenî ibâdet olmalarıdır. 141 Başlıktaki suâlin cevâbı mukadderd ir, takdiri "Güneşin batmasıyle halâl olur"-dur. Yânî geceden bir parçanın girmesi beklenmez, Ebû Saîd'in bu fiili de başlıktaki sorunun cevâbıdır. Bunu Saîd ibn Man-sûr ile Ebû Bekr ibnu Şeybe rivayet etmişlerdir. 142 Bu Umer ibnu'l-Hattâb hadîsi de başlıkta bulunan soru tarzındaki mübhemliği açıklamaktadır. Güneş battığı zaman, oruçlunun orucunu bozma vakti girmiştir, yâhud da oruçlu hükmen orucunu bozmuştur. Çünkü gece oruç için şer'î bir zarf değildir. Onun için geceden bir cüz'ün geçmesini beklemek lüzumsuzdur. 63-.......Abdullah ibn Ebî Evfâ (R) şöyle demiştir: Biz, bir seferde Rasûlullah'ın beraberin de idik, kendisi oruçlu hâldeydi. Güneş battığı zaman, toplulukt an bir kimseye hitaben: — "Yâ Fulân! Kalk da bizlere sevîk bulamacı yap!" buyurdu. O zât: — Yâ Rasûlallah, keski biraz daha geceye girseydin! dedi. Rasûlullah: *'■; — "İn ve bizler için sevîk karıştır!" buyurdu. O kişi: — Yâ Rasûlallah, biraz daha geceye girseydin! dedi. Rasûlullah: — "İn ve bizler için sevîk,karıştır!" buyurdu. O kişi: — Gündüz (yânî aydınlık) henüz üzerindedir! dedi. Rasûlullah: — "İn ve bizler için sevîk karıştır!" buyurdu. Bunun üzerine o zât bineğinden indi de, kendileri için sevîk bulamacı karıştırdı. Peygamber ondan içti ve sonra: — "Geceyi şu doğu tarafından yönelip gelmiş gördüğünüz zaman işte bu âh, oruçlunun iftar etme vaktidir" buyurdu I43. 43- BÂB: ORUÇLU KENDİSİNE KOLAY GELEN SU VE DİĞER HERHANGİBİR ŞEYLE ORUCUNU BOZAR 143 Bu İbnu Ebî Evfâ hadîsi "Seferde oruç tutmak bâbı"nda da başka bîr sened ve küçük bir lafız farkıyle geçmişti. Orada da belirttiğimiz üzere, Rasûlullah'ın mükerreren inip de sevîk bulamacı karıştırmasını emrettiği zâtın, Bilâl Habeşî olduğu, diğer rivayetle rde gelmiştir. 64-.......Abdullah ibn Ebî Evfâ (R) şöyle demiştir: BizPeygam- ber'in maiyyetin de yolculuk ettik, kendisi oruçlu hâldeydi. Güneş batınca sahâbîlerden birisine: — "İn de bizim için sevîk karıştır!" buyurdu. O zât: "h — Yâ Rasûlallah! Keski akşama girseydin! dedi. Rasûlullah: — "İn de bizim için sevîkı su ile ezip karıştır!" buyurdu. O zât: — Yâ Rasûlallah! Gündüzün aydınlığı henüz üstündedir, dedi. Rasûlullah: "î'. — "İn de bizim için sevîk bulamacı karıştır!" buyurdu. Bunun üzerine o zât bineğinden indi de sevîk bulamacı karıştırdı. Onu içtikten sonra Rasûlullah (S) parmağıyla doğu tarafına işaret ederek: — "Geceyi şu taraftan gelmiş gördüğünüzde bu ân oruçlunun iftar vaktidir" buyurdu 144. 44- İFTARIN, VAKTİNDEN GECİKTİRİLMEMESİ BABI 65-.......Sehli ibn Sa'd(R)'den (o şöyle demiştir): Rasûlullah (S): "İnsanlar-, vakti girince iftar etmeye acele davrandıkları müddetçe dâima hayırla beraberdi rler" buyurdu 145. 144 ei-Cedhu; Sevîk yânî kavrulmuş unu su ile karıştırıp bulamaç yapmak; el-İcdâh: Kavud dedikleri kavrulmuş buğday veya unu ezerek su ile bula-yıp karıştırmak demektir (Kaamûs Ter.). Hadîs, su ve diğer şeylerle oruç bozulduğunun delili olduğundan, oruçlu bulabildiği ve kendisine elde edilmesi kolay olan her bir şeyle İftar eder. Bu hadîs bundan önce de iki defa geçmişti. Nitekim bundan sonraki bâbm ikinci hadîsi olarak da gelecekti r. 145 Bu Sehl ibn Sa'd hadîsi, iftar vakti girdikten sonra orucu bozmakta acele davranmanın müstehâb olduğunun delilidir . Abdurrazzâk'ın rivayetin de Amr ibn Meymûn: Muhammed'in sahâbîleri İftara çabuk, sahuru geciktirm ek hususun-
66-.......Abdullah ibn Ebî Evfâ (R) şöyle dedi: Ben Peygamber ile beraber bir yolculukt a bulundum. Peygamber oruç tuttu. Nihayet akşama girince birisine: — "İn de benim için sevîk bulamacı karıştır" buyurdu. O zât: — Akşama girinceye kadar bekîeseydin! dedi. Peygamber (S) — "İn de benim için sevîk bulamacı karıştır. Sen gecenin şu (doğu) taraftan geldiğini gördüğünde, oruçlu iftarını yapar" buyurdu14 6.
|