12- BÂB: İKİ BAYRAM AYLARİ NOKSAN OLMAZLAREbû Abdillah el-Buhârî dedi ki:
İshâk: "Bu iki aydan herhangi biri (sayı ve hesâbca) eksik olsa bile, (ecr ve sevâb cihetiyle) tam ve
kâmildir" demiştir 3l. * (
Muhammed de: "Bu iki ay noksan olarak birleşmezler" dedi32.
22-.......Ebû Bekre(R)den (şöyle demiştir): Peygamber (S): "iki
ay eksik olmazlar: Bunlar iki bayram ayı olan ramazân ile zu'l-hicce'dir" buyurdu 33.
30 Bu Enes hadîsinin başlığa uygunluğu da açıktır. Enes hadîsi, Ümmü Seleme hadîsini hem takviye, hem de biraz daha tafsil etmektedi r,
31 Bu İshâk, İshâk ibn Râhûye veya İshâk ibn Suveyd ibn Hubeyre el-Ada'vî olmak muhtemild ir. îshâk ibn Suveyd, bâb hadîsinin tarîklerinden birinin de râ-vîsidir. İshâk'ın bu sözü aynı zamanda bâb hadîsinin bir tefsiridi r.
32 Bu Muhammed, Muhammed ibn Şîrîn veya bizzat müellif Muhammed ibn îs-mâîl olmak muhtemild ir. Bu ihtimâlden dolayıdır ki, biz de bu Muhammed'i künyesiz olarak yazdık.
33 Hadîsin başlığa uygunluğu meydandadır.
İki bayram ayının hiç noksan olmaması keyfiyeti, âlimler tarafından çeşitli vecihlerl e tevcih edilmiştir. Meselâ bâzısı: Bu iki ay, kendileri nde eksiklik olduğu hâlde bir sene içinde birleşmezler, demiştir. Tahâvî de şöyle demiştir: Hadîsin medlulü umûmî değildir. Yânî her sene bu iki ay otuzar gün olur denilmek
13- peygamber(S)1N: "Biz yazı yazmaz ve (yıldız) hesabı
1 ;, yapmayız" sözü(NÜ beyân) babı
23-.......Abdullah ibn Umer şöyle demiştir: Peygamber (S) şöyle
buyurdu: "Biz Arab kavmi, ümmî bir topluluğuz. Yazı yazmaz ve (yıldız) hesabı yapmayız- Ay, bazen şöyledir, bazen böyledir". Râvî dedi ki: Peygamber bununla, bir defa ay yirmidoku z, bir defa da otuzdur demek istiyor34 .
istenilme miştir. Çünkü müteaddid senelerde yirmidoku z olduklarına tesadüf ettik. Belki hadîsin ma'nâsı iki bayram ayı olan ramazân İle zu'1-hicce yirmidoku z gün olsalar bile noksan değildir, kâmillerdir. Bunun birisinde oruç tutulur, öbürüsünde hacc edilir. Ve her iki ibâdet, hükümler cihetiyle tam ve kâmildir, nakıs
■ değildir, demektir. Şârih Kirmanı de Tahâvî'nin bu tevcihini şöyle açıklamıştır: "Havanın kapalı olması cihetiyle ramazânın sayısı eksilse, Arafat'ta vukufun zamanı olan Arefe günü bir gün evvel veya sonra değişse bile oruçlunun ve hacının ecri eksilmez." Bu kavil Atâ'dan, Hasen Basri'den, Nâfi'den ve Ebû Ha-nîfe'den de nakledilm iştir.
S4 Buhârî bu hadîsi çok kısa rivayet etmiştir. Müslim'in rivayeti daha tafsîllidir: Rasûlullah (S) bir kerre iki elinin on parmağını açarak: "Bir ay şöyledir, şöyledir" buyurdu ve üçüncüsünde bir baş parmağını yumarak: "Şöyledir" buyurdu. Sonra: "Bâzı ay da şöyle, şöyle, şöyledir" buyurdu ve on parmağını üç defa açıp kapayarak bâzı ayın otuz olduğunu işaret etti.
Bu hadîste kamerî ayların bazen yirmidoku z, bazen otuz olduğu bildirilm iştir. Bundan evvelki üç hadîsle beraber bu dört hadîs hey'et yânî astronomi ilmiyle alâkalıdır. Peygamber İslâm ümmetinin her ferdi için kamerin matla'la-fına âid hesâblan inceden inceye araştırmaya gerek olmayıp, bâzı ayların yirmi-dokuz, bâzı ayların otuz olduğunu bilmek kâfi olduğunu bildirmiş ve hilâli görmekle oruç tutulup bayram edilmesin i, hava kapalı olunca da ayın otuza doldurulm asını Öğretmekle riyâzîve astronomi k hesâblar külfetinden ümmeti âzâ-de kılmıştır.
}. İslâm Dînî ibâdetlerimizi en basit ve en açık alâmetlere bağlamıştır. Bunun için Peygamber kamerî ayı İle ta'rîf ederken halkın en İbtidâdî kısmının seviyesin e inerek, sağırların, dilsizler in, Arabça bilmeyen yabancıların bile anlayabil meleri için eliyle, parmaklan yle işaret buyurmuştur (İbn Battal ve diğerleri). ' Arab kavmi ümmî bir toplulukt u (el-Cumua:2). Okur yazar, riyâzî bilgi sahibi kimseler Saadet Asn'nda az idi. Bunun için oruç, hacc gibi vakitleri, ka-tner hilâliyle ta'yîn buyurulan ibâdetlerde hilâli görmekle ve otuza tamamlama kla
I1*- BAB:
"Hiçbir kimse bir günün ve iki günün orucuyla ramazânın önüne geçmesin".
24-.......Ebû Hureyre(R)'den:(o, şöyle demiştir):Peygamber(S)
şöyle buyurdu: "Sizin hiçbiriniz bir günün yâhud iki günün orucuyla ramazânın önüne geçmesin. Ancak i'tiyâd edindiği orucunu tutmakta bulunan bir kimse olması müstesnadır. O kimse ramazânın önündeki bu günün orucunu tutsun"*5.
vakit ta'yînine müsâade buyurulma sı, ümmet üzerinden büyük güçlüğün kaldırılmasıdır ve büyük bir kolaylaştırmadır.
Fakat Saadet Asrı'ndan bir müddet geçtikten sonra ve bilhassa Abbâsîler'-den Hârûn ve Me'mûn devirleri nde İslâmî ilimlerin her dalında olduğu gibi beşerî ilimlerde ve hey'et ilminde en yüksek dereceler e ulaşıldığı herkesçe bilinen ve kabul edilen bir hakikatti r...
Zaman geçtikçe ve kamerin ve diğer yıldızların medar ve menziller i hakkındaki bilgiler yayıldıkça muvakkıtların hesâblan, namaz vakitleri nde amel düstûru olmağa başlamıştır... (Tecrîd Ter., VI, 309-313).
35 Kişinin i'tiyâd edindiği orucu, Dâvûd orucu yâhud .haftanın, ayın belli günlerinde tutmayı âdet edinip de bu orucun ramazândan bir iki gün evveline tesadüf, etmesi gibidir. Adak ve kaza oruçları da bu suretle müstesnadır.
Hadîsteki nehyin ve sakındırmanın sebebini âlimler şöyle açıklamışlardır: Hadîsin ma'nâsı, ramazâna ulaşmak kasdıyle bir iki gün evvelki oruçla ramazânı karşılamayınız demektir. Bu nehiy, Hristiyan lar'm kendi bozuk re'yleriyle ilâhî farzların sayı ve mikdânnı artırma alışkanlığından sakındırmayı ihtiva eder. Peygamber Kitâb ehlinin ve umumiyetl e geçmiş ümmetlerin yapmış oldukları ilâhî rızâya aykırı işlerden ümmetini sakındırırdı.
Bu hadîsteki nehiy tahrîmî midir, yoksa tenzîhî bir nehiy midir? Tirmİzî ilim ehlinden bunun kerâhate hamledild iğini nakletmiştir. Seleften bâzıları bu
15- ZİKRİ ULU OLAN ALLAH'IN ŞU KAVLİ BABI"Oruç (günlerinizin) gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size halâl edildi. Onlar sizin için, siz de onlar için birer
libâssınız. Allah nefisleri nize karşı za'f göstermekte olduğunuzu bildi de tevbenizi kabul etti, sizi bağışladı. [Artık (bundan sonra geceleri) onlara yaklaşın ve ^ Allah'ın hakkınızda yazdığını isteyin.. ." -!■
(el-Bakara: 178) 36.
hadîsin zahirine dayanarak şa'bânın son günü oruç tutmak caiz değildir demişlerdir ki, bu görüş Umer, Alî, Ammâr, Huzeyfe, İbn Mes'ûd ile tabiîlerden Sa-îd ibn Müseyyeb, Şa'bî, Nahaî, Hasen Basrî, İbn Sîrîn'den nakledilm iştir. Şafiî'nin görüşü de böyledir.
İbn Abbâs ve Ebû Hureyre, ramazân orucu ile diğer günlerin orucu arası bîr iki gün ayrılmalıdır diye emretmiş ve farz namazla nafile arası kelâm, kıyam, Öne ve arkaya geçmek gibi bir fiil ile ayırmak nasıl müstehâb ise, ramazân orucu ile diğer günler oruçlarının arasını ayırmak da Öyle müstehâbdır, demişlerdir. İkrime de şekk günü oruç tutan kimse Allah'a ve Rasûlü'ne âsî olur der imiş...
Bâzı âlimler de tatavvu' orucu caiz görmüşlerdir... (Aynî). 36 Ebû Zerr rivayetin de başlık yapılan kısım "Allah 'in size yazdığım isteyin" kavline kadardır. Diğerlerinin rivayetin de ise âyetin sonu olan "Tâ ki korunsunl ar" kavline kadarki kısımdır. Buhârî bu âyeti, bunun inmesinde n evvelki hâli beyân etmek İçin başlık yapmıştır. Bunun inmesine Umer ibn Hattâb ile Kays ibn Sırme'nin hâdiseleri sebeb olmuştur. Umer de iftardan sonra gece içinde kadınına yaklaşmış ve bunu Peygamber'e arz edip pişmanlık izhâr eylemişti.
25-.......el-Berâibnu Âzib (R) şöyle dedi: (Oruç ilk farz olduğu
sırada) Muhammed(S)'in sahâbîleri arasında bir kimse oruç tutar da iftar zamanında iftar edemederrüyursa, o kimse ne gecesinde ne gündüzünde tâ akşama girinceye kadar birşey yiyemezdi . Ensâr'dan Kays ibnu Sırme oruçlu olduğu birgün iftar vakti olunca evine gelmiş ve ka-.
nsına:
— Yanınızda yiyecek var mı? diye sormuştu.
Karısı:
— Hayır yoktur, fakat gider senin için ararım, demişti. Kays o gün arazîsinde çalışıyordu. Yorgunluğundan uyku ona
galebe etmiş, iftar zamanını uyku ile geçirmişti. Karısı ona gelip, Kays'ın uykuda olduğunu görünce:
— Vay sana yazık oldu, dedi.
Gündüz olup gün yarıya varınca Kays'a bir baygınlık geldi. Bu durum Peygamber'e söylendi. Bunun üzerine şü âyet indi: "Oruç (günlerinizin) gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size halâl kılındı. Onlar sizin için, siz de onlar için birer libâssınız. Allah nefisleri nize karşı zaf göstermekte olduğunuzu bildi de tevbenizi kabul etti, sizi bağışladı. Artık (bundan sonra geceleri) onlara yaklaşın ve Allah *ın hakkınızda yazdlğim İsteyin... " <el-Bakara: 178).
Bu âyetin inmesi üzerine sahâbîler çok sevindile r. Müteakiben de: "(Bütün gece, sâdık) fecr olan ak iplik kara iplikten size seçilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın..." (el-Bakara: 178) kelâmı İndi 37.
16- YÜCE ALLAH'IN ŞU KAVLİ BABI:37 Hadîsin başlığa uygunluğu, hadîsin başlıktaki âyetin inme sebebini beyân etmesi yönündendir.
■ Oruç ilk farz olduğu sırada yatsı namazını kıldıktan, uyuduktan sonra yemek, içmek ve kadınlara yaklaşmak caiz değildi. Bâzıları yatsı namazından sonra kadınlarına yaklaştı, fakat bilâhare pişman oldu.
Âyetteki "Havn" kelimesin de za'f ma'nâsı da vardır.
"(Bütün gece, sâdık) fecr olan ak iplik kara iplikten size seçilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu
tamamlayın..." (el-Bakara: İ78)
Bu bâbda el-Berâ*mn Peygamber'den rivayet ettiği hadîs vardır38.
ılı;
26-.......Adiyy ibn Hatim (R) şöyle demiştir: "Sîze beyaz iplik
siyah iplikten seçilinceye kadar yiyiniz içiniz..." (ei-Bakara: W8) âyeti indiği zaman ben hemen bir siyah, bir de beyaz ip edindim ve bunları yastığımın altına koydum. Geceleyin zaman zaman bunlara bakmaya başladım. Fakat bunlar bana birbirind en seçilmiyordu. Kuşluk vakti Rasûlullah'a gittim ve bunu kendisine zikrettim . Rasûlullah (S): "Bu kara iplik ile ak iplik, gecenin karanlığı ile gündüzün aklığından ibarettir" buyurdu 39.
38 Buhârî burada haber verdiği bu Berâ hadîsini bundan önceki bâbda mevsûlen rivayet etmişti.
39 Hadîsin başlığa uygunluğu ve onu açıklayışı meydandadır.
I I ı
27-.......Sehİ ibn Sa'd (R) şöyle demiştir: "Size beyaz iplik siyah iplikten seçilinceye kadar yiyiniz içiniz..." (ei-Bakara: i78> âyeti indiğinde "Mine'I-fecri ( = Fecrden)" kaydı inmemişti. Birtakım adamlar oruç tutmak istedikle rinde bunlardan birisi ayağına beyaz iplik ve siyah iplik bağlamış ve bunların görülmesi kendisine belirince ye kadar yemekten vazgeçmemişti. Bunun üzerine Allah sonradan "MineH-fecri ( = Fecrden)" kaydı ve beyânını indirdi de, böylece sahâbîler Yüce Allah'ın "Beyaz iplik ve siyah iplik" kavliyle ancak gece ve gündüzü kasdettiğini öğrendiler 40.
17- peygamber(S)'İN: "Sakın sizleri BilâVin
ezanı sahurunuz dan men' etmesin" kavli
BÂBl 41
40 Bu "Minel-fecri" kaydı ya beyândır yâhud teb'îzdir. Kelâm bu kaydın inme-, sinden evvel istiare iken, bu kayıd ile temsile dönmüştür.
41 Müslim ile Dört Sünen sahihleri Semûre İbn Cündeb'den şu hadîsi rivayet ettiler: O şöyle demiştir: Resûlullah (S) "Sakın sizleri ne Bilâl'ın ezam, ne de müs-
, tatil fecr sahurunuz dan men' etmesin. Lâkin sizler ufuktaki mustatîr fecre i'tibâr ^ ediniz". Bu hadîste "Fecri kâzib"den fecri mustatîl; "Fecri sâdik"tan da fecri j- mustatîr ile ta'bîr buyurulmuştur. Fecri mustatîl, sabahlan doğu tarafında ak-wı çil, donuk ve uzun bir nûrânî piramit şeklinde görülen ışık hadisesid ir ki, bunun tabanı ufukta ve güneşin bulunduğu cihettedi r. Mihveri de ufkun üstünde 10; semâya doğru burçlar dâiresi boyunca uzanmış olur. Ziyası kehkeşân ziyasına 1$. benzer. Bu nûrânî amudun ziyası, ufkun üstünde başa doğru uzayıp gittikçe in-'!»: çeldiği için, şerîat dilinde "Fecri m'ustatîl" veya "Beyaz mustatîl" denilmiştir. Bu mustatîl beyazlığı karanlık ta'kîb eder. Onu müteâkib de ufukta "fecri sâdık" zuhur eder ki, bu da bütün doğu ufkuna boydan boya bir hadd gibi uzanmış ışıktan ibarettir . Ziyanın böyle boylu boyunca istitâre ve intişârından dolayı buna da "Fecri mustatîr" denilmiştir. Buna "Fecri sâdık", "Subhi sâdık" da denilir ki, oruçlu için yemekten, içmekten kendini tutmak ve çekinmek zamanıdır. Sabah namazının da vakitleri nin evvelidir ...
Peygamber (S) kâzib ve sâdık fecrleri en basit ve en sâde bir uslûb ile ta'rîf etmiştir: Abdullah İbn Mes'ûd: Rasûlullah "Fecr böyle değildir, böyle olmayınca fecr olmaz" buyurdu. Rasûlullah "Fecr böyle değildir" derken, parmaklarım yukarıya kaldırıp dikti. "Tâ böyle olmayınca"derken de şehâdet ve orta parmaklarını üstüste bindirip sağa sola uzatarak işaret etti, demiştir (Buhârî, Kitâbu'1-Ezân, Tecrîd Ter., II, 488; VI, 319-320).
Rasûlullah'ın yalancı fecre dâir işareti, ufuktan baş semtine doğru uzanan nûrânî amudu gösteriyordu.; Sâdık fecri ta'rîf için de işaretle enlemesin e olan nuru göstermişti. Ve hakîkaten en basit zekâ sahibi insanların bile anlayabil eceği bir şekilde ta'rîf buyurmuştu.
28-....... Nâfi', İbn Umer'den; bir de el-Kaasım ibn Muham-
med (106) Âişe(R)'den (şöyle demiştir): Bilâl geceleyin ezan okur idi. Rasûlullah (S): Ümmü Mektûm oğlu ezan okuyuncay a kadar yiyiniz, içiniz- Çünkü Ümmü Mektûm oğlu fecr tulü' etmedikçe ezan okumaz" buyurdu 42.
el-Kaasım: Bu ikisinin ezanı arasında ancak şunun (Ümmü Mektûm oğlu'nun) çıkması ve bunun (Bilâl'in) inmesi kadar zaman vardı, demiştir 43.
18- SAHURU GECİKTİRMEK BABI29-.......Sehl ibn Sa'd (R) şöyle demiştir: Ailem içinde sahur
.yemeğini yer idim de, sonra Rasûlullah'ın beraberin de secdeyi, yânî sabah namazını yetiştirebilmek için benim bir sür'atim (yânî acele edişim) olurdu44.
42 Kitâbu'I-Ezân'da İbn Mes'ûd'dan gelen hadîs daha tafşîlli olup bu erken ezânm maksadlarını da bildirmek tedir: "Tâ ki kaaim olanınızı vazgeçirsin, uykuda olanınızı da uyandırsın..".
Buhârî burada hadîsi -ayrı ayrı İki senedle- İbn Umer'den ve Âişe'den rivayet etmiştir.
43 "İkisinin ezanı arasında yalnız birinin çıkıp, diğerinin ineceği kadar fasıla bulunurdu" fıkrasından anlaşılabileceği üzere, birincisi fecri kâzibin, diğeri fecri sâdıkm tulû'unda ezan okurlarmış...
Bilâl'in sabah vaktinden evvel geceleyin ezan okuması namaza da'vet İçin değil, uykuda olan uyansın, oruç tutacak olan sahurunu hemen yesin, gece namazında olan kısa kesip vitre başlasın içindir.
44 Sehl'in sahur yemeği yedikten sonra Peygamber'in beraberin de sabah namâzı-
19- SAHUR İLE SABAH NAMAZI ARASINDA NE KADAR ZAMAN
VARDIR? BABI -
30-.......Enes ibn Mâlik'ten; o da Zeyd ibn Sâbit(R)'den. Zeyd
ibn Sabit şöyle demiştir: Biz Peygamber(S)'in beraberin de sahur yemeği yedik. Sonra Peygamber (sabah) namazına kalktı. Enes dedi ki: Ben de Zeyd'e:
— Sabah ezanı ile sahur arasında ne kadar zaman bulundu? diye sordum.
Zeyd:
— Elli âyet (okuyacak) kadar, diye cevâb verdi 45.
20- PEYGAMBER (S) VE SAHÂBTLERİ, ORUÇLARINI ARKA
ARKAYA EKLEDİKLERİ VE GECELEYİN SAHUR YEMEĞİ YEMEK
ZİKROLUNMADIĞI İÇİN. BUNU VÂCİB KILMAYARA K SAHUR
YEMEĞİ YEMENİN BEREKETİ BABI 46na yetişmek için acele hareket etmesi cihetinde n, hadîsin başlığa delîlliği açıktır. Bu hadîs, Buhârî'nin ferdlerin dendir; bunu Namaz Vakitleri Kitâbı'nm "Sabah Namazının vakti bâbı"nda getirmişti.
45 Hadîs, iki yüksek sahâbîden geldiği için kuvvet ve sıhhatçe müstesna bir vasfı . hâizdir. İki sahâbînin biri diğerinden rivayet etmiştir. Bu hadîs Namaz Vakitleri Kitâbı'nda "Sabah namazının vakti bâbı"nda da geçmişti.
Bu hadîsten sabah namazının erken ikaame edildiği ve sahurun fecrin tulû-una yakın zamana kadar geri bırakıldığı anlaşılır. Elli âyet okuyacak zaman mik-dârı dört-beş dakîka olarak takdir edilmiştir ki, bir abdest alacak zamandır.
tmsâktan onsekiz dakîka sonra fecri sâdık tulu' etmiş bulunacağından, sa-. bâh namazının ilk vakti girmiş olur ve sabah namazını kılmak sahîh olur. Fakat Hanefiler'e göre efdal olan elli dakîka kadar bir zaman geçmelidir. (Tecrîd Ter., VI, 321).
46 Sîn'in Ötresi ile "Suhûr", oruç tutmak maksadıyle fecr doğmadan-evvel yemek yemek, sîn'in fethasıyle "Sahur" ise o vakitte yenilen yemektir.
31-....... Abdullah ibn Umer(R)'den (o şöyle demiştir): Peygamber (SI orucunu arka arkaya ekledi. Bâzı kimseler de oruçlarını arka arkaya eklediler . Fakat bu onlara ağır geldi de, Peygamber onları, orucu, sahur yemeğini yemeksizi n birbirine ulamaktan nehyet-ti. Onlar:
— Sen orucunu ekliyorsu n, dediler. Peygamber:
— "Benim hâlim sizin hâliniz gibi değildir. Çünkü ben (Rabb'-im tarafından) doyurulur um ve sulanırım" buyurdu 47.
32-.......Enes ibn Mâlik (R) şöyle demiştir: Peygamber (S): "Sahur yemeğe yiyiniz. Çünkü sahur yemeğinde bereket vardır" buyurdu 48.
47 Yânî Rabb'im tarafımdan bana yemek yiyen ve su içen kimsenin kuvveti verilir. Murâd hakîkaten yedirilme k, içirilmek değildir. Çünkü hakîkaten yemiş olaydı, orucu eklemek durumu olmazdı (Kastallânî).
48 Buradaki bereket çeşitli şekillerde tefsir edilmiştir: Sahur yemeği az da olsa bollanır, sahur yemekle oruca kuvvet kazanılır, sahur yemekle ibâdetin daha iyi yerine getirilec eğinden ecri ve sevabı bol olur... gibi.
Eğer bereketle murâd, ecr ve sevâbdır dersek, kelime ötre ile "Suhûr" olmalıdır; çünkü Suhûr, tasahhur (seherde yemek yemek) ma'nâsma masdardır. Ecr ve sevâb da fiile âiddir. Masdar, fiili temsîl eder. Eğer bereket, kuvvei ve kuvvetlen dirmedir, der isek, o zaman kelime fetha ile "Sahur" olmalıdır (Kastallânî).
21- BÂB: İNSAN ORUÇ TUTMAYA GÜNDÜZLEYİN NİYET ETTİĞİ ZAMAN (SAHÎH .OLUR MU, OLMAZ MI)? 49
Ve Ümmü'd-Derdâ: EbuM-Derdâ (bazen gündüz vakti):
Yanınızda yiyecek birşey var mıdır? diye sorardı. Eğer
biz: Hayır, yoktur dersek, Ebu'd-Derdâ: Öyleyse ben
bu gün oruçluyum, der(oruca niyet eder)di, demiştir.
Ve böyle, gündüzleyin oruca niyet etme fiilini Ebû
Talha, Ebû Hureyre, İbn Abbâs ve Huzeyfe de (Allah
onlardan râzî olsun) yapmışlardır so.
33-.......Seleme ibnu'l-Ekva'(R)'dan (o, şöyle demiştir): Peygamber (S) âşûrâ günü gündüzü bir kimseyi insanlar arasında şunu nida ve i'lân etmesi için gönderdi: "Her kim yemek yedi ise (gününün karnını yemeyerek) gününü tamamlasın -yâhud- oruç tutsun. Birşey yememiş olan da artık birşey yemesin!"51.
49. Buhârî bu başlığı gerek farz, gerek nafile oruca gündüzleyin niyet etmenin sa-hîh olduğunu bildirmek için açmıştır. Fakat bu hususta âlimler arasında görüş ayrılığı olduğundan, hükmü açıkça söylememiştir. Gündüzleyin niyet etmenin sahîhliğine Ebu'd-Derdâ'nın ve diğerlerinin haberini delîl olmak üzere getirmiştir.
50 Ümmü'd-Derdâ'nm haberini İbn Ebî Şeybe mevsûlen rivayet etmiştir.
Buhârî burada Ebû Talha, Ebû Hureyre, İbn Abbâs ve Huzeyfe'nin de gündüzleyin oruca niyet ettikleri ni ta'lîken bildirmiştir. Bu ta'lîklerden Ebû Tal-ha'ya âid olanı Abdurrazzâk; Ebû Hureyre'ye âid olanı Beyhakî; İbn Abbâs'ınkini Tahâvî; Huzeyfe'ninkini Abdurrazzâk muttasıl senedle rivayet etmişlerdir. Bunlar arasında Tahâvî'nin ibn Abbâs'tan rivayeti hepsinden daha açıktır: İbn Abbâs "Bir sabah kalktım. Oruç tutmak arzusunda değildim. Henüz yemek yememiş, su da içmemiştim. Yiyecek birşey bulamayınca oruca niyet ettim" demiştir (Kastallânî).
51 Bu hadîs, Buhârî'nin üç râvî ile Peygamber'e ulaşan sülâsiyât hadîslerindendir ve bu beşincisidir.
Âlimler fecri sâdık'ın tulû'undan sonra oruca niyet edilip edilmeyec eği hususunda ayrı görüşlere gitmişlerdir. Evzâî, Mâlik, Şafiî, Ahmed ibn Hanbel, İs-hâk, ramazân orucuna geceden niyet edilmedikçe caiz değildir, demişlerdir. Zâhirîler'in görüşü de böyledir.
Nahaî, Sevrî, Ebû Hanîfe de ramazân, muayyen adak ve nafile oruçlara zevalden evvele kadar niyet etmek sahih ve caiz olduğuna hükmetmişlerdir.
îbn Munzir'in beyânına göre, oruç tutmak tasavvuru nda olmayarak, sabahlaya n bir kimse, bilâhare nafile oruç tutmak isterse,bu vaziyette ki kimsenin orucu ve niyeti hakkında da âlimler görüş ayrılığına düşmüşlerdir: Bir kısmı, ne zaman olursa olsun gündüzleyin niyetle oruç tutmayı tecviz etmişlerdir. Bir
I ...
22- CÜNÜB OLARAK SABAHA GİREN ORUÇLUNUN HÂLİ BABI
M ■* " 34-....... Sumeyye, efendisi Ebû Bekr ibnu Abdirrahmân'dan
işitmiştir. Ebû Bekr şöyle demiştir:,Ben ve babam Abdurrahmân ibnu'l-Hâris, Âişe'nin ve Ümmü Seleme'nin yanına girdiğimiz zaman... H Bize Ebû'UYemân tahdîs edip şöyle dedi: Bize Şuayb ibnu Ebî Hamza, ez-Zuhrî'den haber verdi. O şöyle demiştir: Bana Ebû Bekr ibnu Abdirrahmân ibn Haris haber verdi ki, babası Abdurrahmân, Mervân ibnu'l-Hakem'e (vefatı: 65 H. Ramazânı) şunu haber vermiştir; Âişe ve Ümmü Seleme bu Abdurrahmân'a, Rasûlullah (S) ehliyle cinsî münâsebetten dolayı cünüb olduğu hâlde fecr ona erişirdi. Fecrden sonra Rasûlullah yıkanır ve orucu tutardı, diye haber verdiler.
kısmı da buna cevaz vermemiş, oruca geceden .niyet etmek lâzımdır, demişlerdir. İmâm Mâlik, nafile oruca da geceden niyet edilmesin e tutunarak "Gündüzün evvelinde yemekten, içmekten kendini tutup çekinmek niyetsiz ameldir; açlıktan ibarettir" demiştir,..
Bu haber üzerine vâlî Mervân, Abdurrahmân ibnu'l-Hâris'e hitaben: Allah'a yemîn ediyorum ki, sen bu haberi makaale ile Ebû Hu-reyre'yi muhakkak zorluğa düşürüyorsun, dedi. Ve Mervân, o günlerde (Muâviye ibn Ebî Sufyân tarafından) Medîne üzerinde hâkim bulunuyor du. Ebû Bekr dedi ki: Abdurrahmân, Mervân'ın bu sözünden hoşlanmadı. Bundan bir müddet sonra Zu'1-Huleyfe'de bizim Ebû Hureyre ile birleşmemiz mukadder oldu. Ebû Hureyre'nin orada bir arazîsi vardı. İşte bu buluşmada Abdurrahmân, Ebû Hu-reyre'ye: Ben sana bir iş söyleyeceğim. Eğer Mervân o iş hususunda bana yemîn etmiş olmayaydı, ben o işi sana zikretmez dim, dedi. Ve akabinde ona Âişe ile Ümmü Seleme'nin yukarıda geçen sözlerini zikretti. (Ebû Hureyre'nin yüzü renklendi ve:) Görüşüm böyledir (yânî cünüb olarak sabaha giren oruç tutmaz). Bana el-Fadl ibnu Abbâs tahdîs etti, o daha iyi bilendir, dedi.
Ve Hemmâm ibn Münebbih ile Abdullah ibn Umer'in oğlu, Ebû Hureyre'den olmak üzere, Peygamber (S) böyle kişiyeiftâr ile emrederdi, diye söylemişlerdir. (Buhârî dedi ki): Birincisi, yânî Âişe ve Ümmü Seleme hadîsi ittisal bakımından daha sağlamdır52.
52 Buhârî hadîsi evvelâ İmâm Mâlik'ten kısaca; bunun ardından da İbn Şihâb ez-Zuhrî'den uzun olmak üzere iki tarîkten getirmiştir. Hadîsin başlıktaki suâle cevâblığı açıktır.
İbn Hacer özetlenmiş olarak şöyle demiştir: Ben derim ki: Bana zahir olan Buhârî'nin muradı, birinci rivayetin (yânî Âİşe ve Ümmü Seleme rivayetin in) isnâdca daha kuvvetli olduğudur. Bu rivayet, tercîh edilme bakımından da böyledir. Çünkü bu hadîs Âişe ile Ümmü Seleme'den bir ma'nâda olarak pek çok yollardan gelmiştir. Hattâ İbnu Abdi'1-Berr: O sahih ve mütevâtir oldu demiştir. Ebû Hureyre'den bu konuda gelen rivayetle rin çoğu ise, onun Fadl ve Usâ-me yolundan gelen bu görüşle fetva verir olduğudur. Kendisi bunu Peygamber'e yükseltiyordu. Bizzat kendisi bunu Peygamber'den işitmemişti. Ebû Hureyre bunu ancak Fadl ve Usâme vâsıtasıyle işitmiştir. Onun, Peygamber'in bunu söylediğine yemîn etmesine gelince, kendisi Fadl ile Usâme haberleri ne şiddetle i'tı-mâd etmesinde n dolayı olmalıdır. O bu görüşünden dönmüştür.. (Fethu'l-Bârî).
Âişe ve Ümmü Seleme'nin bu müşterek rivayetle ri mü'minlerin kalblerin-den bir şübheyi gidermiştir ki, böyle cünüb olarak âmdan fecr vaktine erişen oruçlunun orucunun bozulması şübhesidir. Bâzı sahâbîler fecrden evvel herhalde yıkanılmasi gerektiğine kaail olmuşlardı da, mü'minlerin bu iki şefkatli anası bu zannı derhâl gidermeye sür'at etmişlerdir. Hattâ şer'î vaziyeti kemâliyle aydınlatmak için bu cünüblüğün bir ihtilâm neticesi olmadığını da "Min ehlihî= Ailesine yaklaşmaktan" diyerek açıklamışlardır. Allah onlardan râzî olsun.
23- ORUÇLU OLAN ERKEK VE KADININ DERİLERİNİN BİRBİRLERİNE SÜRÜŞMELERİNİN HÜKMÜ) BABI 53
Ve Aişe (R): Oruçlu erkeğe kadının, yalnız ferci haram olur, demiştir 54.
35-... 1... Âişe (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) oruçlu iken öper ve sarmaşıp derisini kadının derisine dokunduru rdu. O, sizin nefsine en hâkim olanınızdı55.
Buhârî dedi ki: İbn Abbâs: "Me'reb", hacet; "Meârib" (Tâhâ: 18), hacetler demektir, demiştir 56.
Tâvûs da: "Gayri ulVl-ırbetV (en-Nûr: 3 i), kendisini n kadınlara bir ihtiyâcı olmayan ahmak kişi demektir, demiştir 57.
53 el-Mubâşir, mufâ'ale vezninde, bir işe kişi bizzat kendi başlamak ma'nâsınadır ki, başkasına havale etmemekte n ibarettir . Ve cima eylemek ma'nâsınadır, bir kavle göre İkisi bir sevb içinde derilerin i biribîrine sürüşmek ma'nâsınadır (Ka-amûs Ter.). Burada cima ma'nâsma değil, sâdece sarmaşıp derilerin i birbirine dokundurm aları ma'nâsınadır (Aynî).
54 Aişe'nin bu sözünü Tahâvî senediyle rivayet etmiştir: Hâkim İbn İkâl dedi ki: Ben Aişe'ye: Ey mü'minlerin anası! Ben oruçlu iken bana kadınımın hangi uzvu haram olur? dedim. Âişe: Ferci, diye cevâb verdi.
Buna benzer bir rivayet de şudur: Mesrûk dedi ki: Ben Âişe'ye: Ey mü'minlerin anası! Kadının hangi mahalli oruçlu olan kocası için haramdır? dedim. Aişe: Kadının oruçlu olan kocasına her tarafı halâldır, yalnız galîz avret yeri değil, diye cevâb verdi (Ibnu Hazm, el-Muhallâ)
55 Hadîsin başlığa delîlliği meydandadır. Hadîsteki "Irb" kelimesi hacet, cinsiyet âleti olan uzuv, kadınlara duyulan hevâ ve nefis ma'nâlannadır. Nefis ma'nâsı Muvatta'da bu hadîsin Ubeydulla h'tan gelen rivayet tarîkinde geimiştir. Bu se-beble Tirmizî de G5m/'inde "Irb "ı nefs ile tefsîr etmiştir. Hafız Zeynuddîn Irâ-kî de: "Bu manâ doğruya en yakın olan bir ma'nâdır. Çünkü hadîslerin garîb kelimeler ini tefsîrde evlâ olan, hadîslerin diğer tarîklerinde gelen tefsirdir" demiştir.
Aİşe bu son sözü ile, siz bu mubah olan öpme ve sarılıp oynaşmadan sakınınız! Sonra nefsinize hâkim olamayıp bir kusur işlersiniz! tenbihind e bulunmuş oluyor.
56 Buhârî âdeti üzere hadîste geçen garîb kelimenin, Kur'ân'daki geçişini işaret etmek suretiyle tefsirini veriyor. İbni Abbâs'm "Irb" kelimesi hakkındaki bu tef-sîrini, İbn Ebî Hatim, Alî ibn Ebî Talha tarîkinden; o da İbn Abbâs'tan olmak üzere senediyle mevsûlen rivayet etmiştir.-
57 Tâvûs'un aynı kelime hakkındaki bu tefsirini de Abdurrazzâk kendi tefsirind e
24- ORUÇLU İÇİN ÖPME(NİN HÜKMÜ) BABI
Ve Câbir ibn Zeyd: Eğer erkek karısına bakar da menî indirirse, orucunu tamamlar, demiştir 5S.
36-.......Âişe(R): Rasûlullah (S) oruçlu iken kadınlarının bâzısını muhakkak öperdi, demiş; sonra da gülmüştür59.
Ma'mer'den; o da Tâvûs'un oğlundan; o da babasından., senediyle rivayet etmiştir (İbn Hacer, Aynî, Kastallânî).
58 Câbir ibn Zeyd'in bu haberini, îbn Ebî Şeybe senediyle mevsûlen rivayet etmiştir. Bu haber çoğunluğun rivayetle rinde burada vâki' olmuştur. Ebû Zerr'in rivayetin de ise geçen babın sonunda vâki' olmuştur.
59 Hadîsin başlığa delîlliği "Rasûlullah oruçlu iken kadınlarından bâzısını muhakkak öperdi" sözündedir. Aişe'nin bu sözden sonra gülmesi, bu kıssanın sahibesi kendisi olduğunu tenbîh içindir. Bu da ya kıssaya i'timâdda daha belîğ olması için yâhud bu hususta kendisine muhalefet eden kimselerd en hayret olarak yâ-hud da kendi nefsine taaccüb ettiği içindir. Çünkü kadınların erkeklere zikretmes i haya edilecek nevi'den bir şeyi söylemiştir. Fakat Âişe'yi, ilmi teblîğ etmek zarureti bunu zikretmey e mecbur etmiştir. Yâhud da Aişe'nin bu gülüşü, Rasûlullah nazarındaki mevkii ve Peygamber'in kendisine olan mahabbetîyle sevinmesi nden ötürü olmuştur (Kastallânî).
37-.......Ümmü Seleme'ninkızıZeyneb'den: Annesi Ümmü Seleme şöyle demiştir: Ben Rasûlullah ile beraber saçaklı kadife örtünün altında yattığımız sırada birden hayz oldum. Bunun üzerine ben yavaşça sıyrılıp, hayza mahsûs elbisemi aldım. Rasûlullah: "Neyin var, hayızın mı geldi?" diye sordu. Evet, dedim. Akabinde O'nunla beraber saçaklı kadife örtünün içine girdim. Ümmü Seleme ve Rasûlullah, ikisi de cünüblükten dolayı bir kab içinde yıkanırlardı. Ve Rasûlullah oruçlu olduğu hâlde (ben) Ümmü Seleme'yi öperdi 60.
25- ORUÇLUNUN YIKANMASI BABIVe İbn Umer oruçlu iken bir bezi ıslatıp kendi üzerine
atmıştır 61. eş-Şa'bî de oruçlu iken hammâma girmiştir K
ibn Abbâs tencerede pişmekte olan yemeği yâhud
herhangi yiyecek şeyi tadmakta be's yoktur, dedi63.
Hasen Basrî: Oruçlu için suyu ağıza alıp
60 Başlığa delîlliği "Rasûlullah oruçlu iken (ben) Ümmü Seleme'yi öperdi" sözün-dedir. Bu hadîs, Hayz Kitâbı'nda da geçmişti.
61 İbn Umer'in bu fiilini, ibn Ebî Şeybe mevsûlen rivayet etmiştir. Bunun başlığa uygunluk ciheti, ıslak bez beden üzerine atıldığında onu ıslatır; bu da üzerine su döküldüğü zamanki hâline benzer olmasıdır.
62 Şa'bî'nin fiilini de İbn Ebî Şeybe mevsûlen rivayet etti.'
63 ibn Abbâs'ın bu sözünü, İbn Ebî Şeybe ve Beyhakî, mevsûlen rivayet etmişlerdir. Başlığa delîllik ciheti, bir şeyi yutmaksızın ağıza girdirmek olan tatmak, oruca zarar vermez; öyleyse suyu bedene ulaştırmak evlâ tarikiyle zarar vermez olmasıdır.
I li
çalkalamakta ve soğuk suya girip durmakla serinleme kte be's yoktur, demiştir 64. İbn Mes'ûd: Herhangi birinizin oruç günü olduğu zaman yağlanmış . ve saçları taranmış olarak sabaha girsin, demiştir 65.
Enes ibn Mâlik de: Benim içinde yıkanılacak
bazam (= Bakırdan edinilen bir havuzum, küvetim) vardı. Ben
oruçlu iken (sıcak hissettiğimde serinleme k için)
kendimi onun içine atar dururdum, demiştir66.
Ve Peygamber'in oruçlu iken dişlerini misvakladığı
zikrolunu r67. İbn Umer de: Oruçlu, gündüzün evvelinde
ve sonunda dişlerini misvakla ovar, demiştir68. Atâ ibn Ebî Rebâh: Eğer oruçlu kimse tükürüğünü
yutarsa, orucunu bozar demem, demiştir69.
İbn Şîrîn de: Yaş misvakla misvaklam asında be's
yoktur, dedi. Kendisine: Yaş misvakın bir tadı vardır,
denildi de o: Suyun da bir tadı vardır. Hâlbuki sen
abdest alırken ağzına su alıp çalkalıyorsun, dedi70.
Enes ibn Mâlik, Hasen Basrî, İbrahim Nahaî: Göze
sürme ve herhangi bir ilâç sürmekte oruçlu için hiçbir
be's görmemişlerdir71.
64 Bunu Abdurrazzâk, ma'nâsı ile rivayet etmiştir.
65 Buhârî bununla, oruçlu için yıkanmayı kerîh göreni reddetmek İstemiştir. Çünkü o kişi, oruçlunun yıkanmasını suyun boğaza ulaşacağı edîşesiyle kerîh gör-düyse, bu illet, ağıza su alıp çalkalamak, misvak kullanmak, pişen yemeği tadmak gibi şeylerle bâtıldır. Eğer refâhiyet, yânî geçim bolluğu ve yaşama huzuru olduğu için kerîh gördüyse, muhakkak ki seıef, oruçlu için rahat ve huzur üzere olmayı, süslenmeyi, taranmayı, yağ sürünmeyi, sürme çekmeyi ve benzeri şeyleri müstehâb saymışlardır. İşte Buhârî bu eserleri bunun İçin sevkeylem iştir (İbnu'l-Munzir.)
66 Enes'İn bu küvet haberini Kaasım ibn Sabit mevsûlen rivayet etmiştir.
67 Peygamber'in bu fiilini Ebû Dâvud ve diğerleri rivayet etti.
68 İbn Umer'in bu sözünü İbn Ebî Şeybe mevsûlen rivayet etti.
69 Sırf temiz olduğu ve mi'deden ayrılmamış bulunduğu takdîrde "böyledir. Çünkü bundan sakınmak zordur...
70 İbn Sîrîn'in bu sözünü îbn Ebî Şeybe senediyle rivayet etti.
71 Hasen'inkini Abdurrazzâk; İbrâhîm Nahaî'ninkini Saîd ibn Mansûr sahîh bir isnâd ile rivayet etmişlerdir (Kastallânî).
38-.......Âişe (R): Peygamber (S) ramazânda ihtilâm olmaktan
başka sebeble cünüb olduğu hâlde kendisine fecr erişirdi, akabinde yıkanır ve orucunu tutardı, demiştir72.
39- Bize İsmâîl tahdîs edip şöyle dedi: Bana Mâlik, Ebû Bekr ibnu Abdirrahmân ibni'l-Hâris ibn Hişâm ibni'l-Mugîre'nin himayesin de bulunan Sumeyy'den tahdîs etti ki, bu Sumeyy, efendisi olan Ebû Bekr ibn Abdirrahmân'dan şöyle dediğini işitmiştir: Ben babamla beraber gitmiş ve nihayet onun beraberin de olarak Âişe'nin yanına girmiştik. Âişe (R): Rasûlullah (S) üzerine şehâdet ediyorum ki, O, ihtilâmdan dolayı değil, cinsî münâsebetten ötürü cünüb bulunduğu hâlde muhakkak sabaha girer, sonra da cünüb olarak girdiği o gününde oruç tutardı, dedi. Bundan sonra biz Ümmü Seleme'nin yanına girdik. O da Âişe'nin söylediği gibi söyledi73.
26- ORUÇLUNUN UNUTARAK YEDİĞİ VE İÇTİĞİ ZAMANDAKİ
HÜKMÜ BABIVe Atâ: Oruçlu burnuna su çektikten sonra geri
püskürürken burnundak i deliklerd en boğazına su
girerse, kendisi buna mâlik olamamış ise, bunda be's
yoktur, demiştir74.
72 Hadîsin başlığa delîlliği son cümlededir. Bu hadîs iki bâb evvel de geçmişti.
73 Bunun da başlığa delîlliği meydandadır. Bu da biraz önce geçmişti.
74 Atâ'mn bu sözünü İbnu Ebî Şeybe mevsûlen rivayet etmiştir.
Hasen de: Eğer oruçlunun boğazına sinek girerse,
oruçluya birşey lâzım gelmez, demiştir75.
Hasen ve Mücâhid: Eğer oruçlu orucunu unutarak
cinsî münâsebet yaparsa, kendisine hiçbirşey lâzım
gelmez, demiştir76.
40-.......Muhammed ibn Şîrîn, Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti
ki, Peygamber (S): "Oruçlu kimse oruçlu olduğunu unutup da yediği ve içtiği zaman, orucunu (bozmayıp) tamamlasın! Çünkü o oruçluya ancak Allah yedirmiş ve içirmiştir" buyurmuştur 77.
Tl- ORUÇLUNUN YAŞ VE KURU MİSVAKLA DİŞLERİNİ A FIRÇALAMASI BABI
Ve Âmir ibn Rabîa'nın: Ben, Peygamber(S)'i oruçlu
olduğu hâlde misvakla dişlerini temizlerk en ihata
edemiyeceğim yâhud sayamacağım kadar çok
gördüm, dediği zikrolunu yor78.
75 Hasen Basrî'nin bu sözünü de tbn Ebî Şeybe rivayet etti.
76 Hasen Basrî ile Mücâhİd'İn bu sözlerini Abdurrazzâk mevsûlen rivayet etmiştir.
77 Hadîsin başlığa delîlliği meydandadır.
Taybî: Bu unutma Allah tarafından oruçlu kullar hakkında müstesna bir fadl ve ihsandır. Bu, onlara bir kolaylaştırma ve zorluğu def etmedir, demiştir.
Hattâbî de: Unutmak bir zaruretti r. Zarurî fiiller, hüküm hususunda failine muzâf olmaz. Ve fail zarurî fiillerin den dolayı muâhaze edilmez ve Allah en
bilendir, demiştir (Kastallânî). 78 Bunun Ebû Dâvûd ve Tİrmizî rivayet etti.
Ebû Hureyre de: Peygamber (S): "Ümmetime
meşakkat verecek olmayaydım, her abdest alışta dişlerini
misvakla temizleme lerini onlara muhakkak emrederdi m"
buyurdu demiştir 79. Bunun benzeri olan hadîs, Câbir
ibn Abdillah'tan, Zeyd ibn Hâlid'den; onlar da Peygamber'den olmak üzere rivayet olunuyor. (Buhârî dedi ki:) Peygamber bu hadîsinde oruçluyu oruçsuzdan
ayırmamıştır 80.
Ve Aişe: Peygamber (S): "Misvaklan mak, ağızın temiz kalmasına ve Rabb'in razı olmasına sebebdir" buyurdu
demiştir 8I.
Atâ ile Katâde de: Oruçlu tükürüğünü yutabilir, demişlerdir82.
41-.......Humrân şöyle demiştir: Ben Usmân ibn Affân(R)'ı abdest alırken gördüm. Şöyle ki: Evvelâ elleri üzerine üç kerre su döküp yıkadı. Sonra ağzını çalkaladı ve burnuna su verip yine çıkardı. Sonra yüzünü üç kerre yıkadı. Sonra sağ elini dirseğe kadar üç kerre yıkadı. Sonra sol elini dirseğe kadar üç kerre yıkadı. Sonra başını mes-hetti. Sonra sağ ayağını üç kerre, sonra sol ayağını da üç kerre yıkadı. Sonra: RasûluIIah'ı şu benim abdest alışım gibi abdest alırken gördüm. Rasûlullah (S) abdesti aldıktan sonra: "Her kim benim şu abdest atışım gibi abdest alır, sonra da iki rek'at namaz kılar ve bu
79 Bu Ebû Hureyre hadîsini en-Nesaî rivayet etti.
80 Câbir'in hadîsini Ebû Nuaym; Zeyd ibn Hâlid'inkini Ahmed ibn Hanbel ile Sünen sâhibleri rivayet etmişlerdir.
81 Âişe hadîsini AHmed, Nesâî, İbn Huzeyme ve tbn Hıbbân rivayet etmişlerdir.
82 Atâ'nın sözünü, Saîd ibn Mans'ûr; Katâde'ninkini Abdu'bnu Humeyd kendi tef-sîrinde İbn Cureyc'den rivayet etmiştir.
iki rek'at içinde kendi nefsini birşeyle konuşturmaz (yânî hatırına namazla ilgisi olmayan birşeyi getirmez) ise, muhakkak o kimsenin geçmiş günâhları kendi lehine mağfiret olunur" buyurdu, dedi83.
28- peygamber din : "Herhangi biriniz aöaest aıaıgı
zaman burnuna su çeksin" hadîsi babı \*.Buhârî dedi ki: Peygamber bu hadîsinde oruçlu ile
oruçsuz arasım ayırmamıştır 84. Hasen de: Eğer boğaza ulaşmazsa buruna dökülen i \ burun ilâcında oruçlu için be's yoktur. Oruçlu kişi
gözüne sürme çekebilir, demiştir85.
Ve Atâ ibn Ebî Rebâh şöyle demiştir: Oruçlu kişi
ağzına su alıp çalkalar, sonra ağzındaki suyu dışarıya
boşaltır ve bu sulu tükrüğünü yutmadığı takdirde bu
ona zarar vermez. Zâten bunu boşaltınca ağzında hâlis tükrükten başka ne kalır ki? Ben sakız çiğnemek
orucu bozar demem. Velâkin oruçlu sakız çiğnemekten nehyolunu r. Oruçlu abdest alırken
83 Bu hadîs Kitâbu'1-Vudû', "Üçer üçer abdest alma bâbı"nda da geçmişti. Bunların senedleri farklıdır.
Bu hadîste oruç hükümlerinden birşey yoktur. Bunu burada zikretmes inin münâsebeti "Abdest aldı" sözündedir. Çünkü bunun ma'nâsı bütün sünnetlerini cami', kâmil bir abdest aldı demektir. Misvak kullanmak da kâmil abdestin
sünnetleri cümlesindendir.
îbn Battal dedi ki: Bu Usmân hadîsi yaş olsun, kuru olsun, her cins misvakı kullanmanın mübâhlığı hususunda açık bir hüccettir.
Bu İbn Sîrîn'in çıkardığı hükümdür... (Aynî).
84 Bu, Müslim'in rivayet ettiği hadîsin bir tarafıdır.
85 Hasen Basrî'nin bu sözünün benzerini Hasen'den muttasıl sened ile İbn Ebî Şeybe rivayet etmiştir. Eğer burnuna dökülen "Saût" yânî burun İlâcı boğaza, dola-yısiyle karına kaçarsa oruç bozulur ve bir gün kaza orucu tutar (Kastallânî).
burnuna su çekip çıkardığında boğazına su girerse be's yoktur. Çünkü o, boğazına kaçırmamağa mâlik
değildir 86.